TÜRKİYE'NİN EN İYİ- EN KALİTELİ HUKUK/AVUKATLIK BÜROSU OLABİLMENİN İLK ŞARTI, HUKUKA İLGİ DUYAN HERKESİN ARADIĞI BİLGİYE KOLAY VE ÜCRETİYZ ULAŞMASINI SAĞLAMAKTIR. SİTEDEKİ TÜM MAKALELER KONUNUN UZMANI TÜRKİYE'NİN EN İYİ AVUKATLARI- HUKUK MÜŞAVİRLERİ- ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİNCE HAZIRLANMIŞTIR.

CEZA HUKUKU 24 (D.. HARFİ İLE BAŞLAYAN MAKALELER)

DERNEK MALLARINI USULSUZ HARCAMA SUÇU

1-)Dernek mallarında usulsüz harcama  yapma şeklindeki eylemlerinin 5253 sayılı Kanunu'nun  32/f maddesi kapsamında kalması nedeniyle, asliye ceza mahkemesi davaya bakmakla görevlidir.5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 155/2.maddesine mümas güveni kötüye kullanma suçunu oluşturmaz

2-)Dernek mallarında usulsuüz harcama  şeklindeki eylemlerinin, suç tarihinde yürürlükte bulunan 2908 sayılı Kanun’un 85/2. maddesi ile 23.11.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5253 sayılı Kanunun 32/f maddesi kapsamında bulunması nedeniyle delilleri takdir ve davaya bakmanın 5235 sayılı Kanun’un 11. maddesi uyarınca asliye ceza mahkemesi’nin görevine girer (9.CD 31.01.2008 tarihli ve Esas No:2007/9430,  Karar No:2008/544 sayılı içtihadı)


DOLANDIRICILIK

Bilişim Sisteminin Kapsamı

1-)Bilişim sistemi; verileri toplayıp yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tabi tutma olanağını veren manyetik sistemler olup, bu sistemlerin araç olarak kullanılıp gerçek bir kişinin hileli hareketlerle kandırılıp, çıkar sağlanması halinde bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturur. Telefon sistemi bilişim sistemine kapsamı dışındadır.

2-)07.05.2004 tarihinde, abisi katılan Kazım’a ait  LPG bayiinde bulunan katılan Suzan’ı telefonla arayıp, kendisini Jandarma Karakolu’nda görevli astsubay Ayhan Kaya olarak tanıttıktan sonra, kendisine 4 adet 250’lik cep telefonu kontörü satın almasını isteyerek, parasını da, dükkanlarına tüp almaya gelecek olan asker ile göndereceğini söylediği, ancak katılan Suzan’ın abisi katılan Kazım’ı aramasını istemesi üzerine, cep telefonu numarasını alıp arayarak aynı senaryo ile kandırdığı katılan Kazım’a, telefonla kardeşi katılan Suzan’ı arattırıp “kontör satın alıp verebilirsin” diye söylettirdikten sonra, katılan Suzan’ı tekrar telefonla arayıp, satın aldığı kontörlerin şifre numaralarını kendisine söylettirerek cep telefonuna yükleyen sanığın eyleminin, bilişim sisteminin katılanın kandırılmasında vasıta olarak kullanılmayıp, 5237 sayılı TCK.nun 158. maddesinde de, telefon işletmesinin haberleşme araçlarının araç olarak kullanılmasının dolandırıcılık suçunun nitelikli hali olarak kabul edilmemesi nedeniyle, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK.nun 157/1. maddesindeki “dolandırıcılık” suçunu oluşturacağı anlaşılmış ise de; katılanın zararının karşılanmamış olması nedeniyle aynı Yasanın 168. maddesinin uygulanma koşullarının bulunmadığı ve 765 sayılı TCK.nun 504/3 ve 522/1(pek hafif). maddeleri uygulanarak hükmolunan cezanın, 5237 sayılı TCK.nun 157/1. maddesi hükmüne nazaran açıkça sanık lehine olduğundan, mahkemece 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9/3. maddesi uyarınca lehe olan hüküm belirlenirken 765 sayılı TCK.nun 504/3. maddesi ile 5237 sayılı Yasanın 158/1-f maddesi hükümlerinin karşılaştırılması sonuca etkili bulunmadığından tebliğnamedeki bu suça ilişkin bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiş, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 24.09.2002  gün ve 184/320 sayılı kararında da açıklandığı üzere, sanık lehine olduğu kabul edilen 765 sayılı TCK.nun 19. maddesi uyarınca, suç tarihi itibariyle asgari adli para cezasının 440 Türk Lirasından az olamayacağının gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunun  157/1. maddesinde öngörülen basit “dolandırıcılık” suçlarını oluşturacağı gözetilmeden bilişim sistemlerinin mağdurların kandırılmasında vasıta olarak kullanıldığı kabul edilip, 5237 sayılı TCK.nun 158/1-f maddesi ile uygulama yapılarak anılan suçlardan yazılı şekilde mahkûmiyet hükümleri kurulması, hukuka aykırıdır(11.CD.23.03.2009Daire:11 Tarih:2009  Esas No:2008/16004  Karar No: 2009/2891)

Mesaj Göndermek Suretiyle Dolandırıcılık

Mağduru mesajla ikna ederek kontür almak fiili, dolandırıcılık suçu yönünden değerlendirilmelidir

Sanığın, internet üzerinden şikayetçi Ömer Karaduman'ın e-posta adresine girerek kendisini şikayetçinin arkadaşı Hasan olarak tanıtıp 750 kontör alarak dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia olunması karşısında; eylemin TCK.nun 158/1-f maddesinde yazılı "nitelikli dolandırıcılık" suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delilleri değerlendirmek görevinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yargılamaya devam edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi, hukuka aykırdır (11.CD 22.03.2011  tarihli Esas No:2010/1477 Karar No:20111625 künyeli içtihadı)

Telefonla Dolandırıcılık

1-)Telefon bilişim sistemi sayılmadığından, telefonla yapılan dolandırıcılık suçu hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 157/1. maddesi tatbik edilir.

2-)07.05.2004 tarihinde, abisi katılan Kazım’a ait  LPG bayiinde bulunan katılan Suzan’ı telefonla arayıp, kendisini Jandarma Karakolu’nda görevli astsubay Ayhan Kaya olarak tanıttıktan sonra, kendisine 4 adet 250’lik cep telefonu kontörü satın almasını isteyerek, parasını da, dükkanlarına tüp almaya gelecek olan asker ile göndereceğini söylediği, ancak katılan Suzan’ın abisi katılan Kazım’ı aramasını istemesi üzerine, cep telefonu numarasını alıp arayarak aynı senaryo ile kandırdığı katılan Kazım’a, telefonla kardeşi katılan Suzan’ı arattırıp “kontör satın alıp verebilirsin” diye söylettirdikten sonra, katılan Suzan’ı tekrar telefonla arayıp, satın aldığı kontörlerin şifre numaralarını kendisine söylettirerek cep telefonuna yükleyen sanığın eyleminin, bilişim sisteminin katılanın kandırılmasında vasıta olarak kullanılmayıp, 5237 sayılı TCK.nun 158. maddesinde de, telefon işletmesinin haberleşme araçlarının araç olarak kullanılmasının dolandırıcılık suçunun nitelikli hali olarak kabul edilmemesi nedeniyle, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun  57/1. maddesindeki “dolandırıcılık” suçunu oluşturur. (11.CD.23.03.2009Daire:11 Tarih:2009  Esas No:2008/16004  Karar No: 2009/2891)

29.06.2005 gün ve 5377 Sayılı Kanunu'nun 19. maddesi

29.06.2005 gün ve 5377 Sayılı Yasanın 19. maddesi ile eklenen " ... Ancak, ( e ), ( o ) ve ( j ) bentlerinde sayılan hallerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz." hükmü gözönünde bulundurulması gerekir

1- Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 03.03.1998 gün ve 8/69 sayılı kararında belirtildiği gibi önceden doğmuş bir borç veya oluşmuş bir zarar için hileli davranışlarda bulunulması halinde, borç veya zarar kandırıcı nitelikteki davranışlar sonucu doğmayacağından dolandırıcılık suçu oluşmayacağı, suçun oluşması için kullanılan hile ve desisenin kandırıcı nitelikte olması; mağduru yanılgıya düşürmesi, kandırıcı mahiyetteki bu davranışlara ve yalanlara inanan mağdur tarafından sanığa veya bir başkasına haksız çıkar sağlanması gerekmekte olup, somut olayda; sanığın 12.06.2007 tarihli celsedeki savunmasında " ... radyatör vanası satan G. Tesisat Armatür San. Tic. AŞ'den 27.000 ITL tutarında malzeme aldım, 20 gün kadar sonra da kendisine Metin'den aldığım 42.000 YTL'lik müşteri çekini arkasını ciro ederek verdim ... ", şikayetçinin ise aynı celsede bu savunmayı doğrulayan ifadesinde; " ... kendisine parça parça olmak üzere toplam 42.000 liralık mal verdik, başlangıçta kendisi ile açık hesap olarak çalıştık daha sonra suça konu çekleri verdi. .. " demesi karşısında; suça konu çeklerin önceden ara ara doğmuş bir borca karşılık olarak verildiği dosya kapsamından anlaşılmakla yüklenen dolandırıcılık suçunun unsurları itibariyle oluşmadığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın hukuki nitelikte olduğu, gözetilerek, sanığın dolandırıcılık suçundan beratı yerine yazılı şekilde mahkumiyetine hükmolunması,

2- Dosyada mevcut bilirkişi raporlarında suça konu çeklerin keşideci imzalarının sanığın eli ürünü olmadığının belirtilmesi ve sanığında bu çekleri Metin isimli bir arkadaşından aldığını savunması karşısında; gerçeğini kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi açısından, suça konu çeklerde keşideci olarak gözüken "G. Otelcilik Turizm Org. Gıda Ya. Ve Mermer San. Tic. Ltd. Şti." ile "Hüseyin Y." isimli kişiler adına çek karnesi düzenlenip düzenlenmediği, suça konu çeklerin gerçek olup olmadığı ait olduğu bankalardan sorulup, adı geçen şirketin yetkilisi ile diğer çekteki keşideciye sanığın savunmasında çekleri aldığını belirttiği Metin isimli şahsa suça konu çekleri verip vermedikleri araştırılarak sonucuna göre resmi evrakta sahtecilik suçundan sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik soruşturma neticesinde yazılı şekilde karar verilmesi,

3- Kabul ve uygulamaya göre de; Hüküm tarihinden önce 5237 Sayılı Yasanın TCK'nın 158/1. fıkrasına 29.06.2005 gün ve 5377 Sayılı Yasanın 19. maddesi ile eklenen " ... Ancak, ( e ), ( o ) ve ( j ) bentlerinde sayılan hallerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz." hükmü gözönünde bulundurulmayarak adli para cezasının eksik tayini, hukuka aykıdır(11.CD 12.05.2008 tarihli ve   Esas No:2008/2333   Karar No:2008/4756  künyeli içtihad)

Basit Dolandırıcılık ve Nüfuz Ticaretiyle Dolandırıcılık

Basit dolandırıcılık ve 5237 sayılı Türk  Ceza Kanunu'nun 158/2. maddesinde tanzim edilen nufuz ticaretiyle dolandırcılık suçlarının unsurları birbirinden  farklıdır.

1-)Sanığın belli bir  memur yanında hatırı sayıldığından bahsetmeksizin, kendisini sağlık bakanlığı'nda müfettiş olarak tanıtmak suretiyle, müştekinin tayinini yapabileceğinden bahisle  dolandırıcılık suçunu işlemesi 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 157/1. maddedeki basit   dolandırıcılık   suçunu oluşturur(02.02.2009 tarihli ve 2008/11020- 13733 Esas- Karar sayılı içtihadı, YKD Temmuz 2009)

2-)Bir kişinin gerçek mesleğini söyleyerek dolandırıcılık sucu irtikap etmesi nüfüz ticareti   yoluyla dolandırıcılık  değildir.5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 158/2. fıkrasında, 765 sayılı  mülga Türk Ceza Kanunun 'da bağımsız bir suç olarak tanımlanan ve uygulamada 'nüfuz ticareti' olarak bilinen fiilin dolandırıcılık suçunun nitelikli şekli olarak tanımlandığı, hükme göre de, kamu görevlisiyle ilişkisi olduğundan onlar nezdinde hatırı sayıldığından bahişle belli bir işin görüleceği vaadiyle başkasından menfaat temin eden kişinin' madde hükmünde öngörülen nitelikli dolandırılık suçundan cezalandırılmasının öngörüldüğü; somut olayda ise; sanığın kendisini gümrükte şef olarak tanıtıp oraya işçi alınacağını söyleyerek, katılandan menfaat temin etmesi fiili, kamu görevlileri ile ilişkisi olduğunu söylemeksizin gerçekleşmesi karşısında, 5271 sayılı Türk Ceza Kanunun 157 .maddesi ile tecziyesi yerine yazılı şekilde mezkur kanunun 158/2. maddesi ile uygulama yapılması kanuna aykırı görülmüştür(13.03.2008 tarih ve 11.CD.2007/9265 E,2008/1517 sayılı Kararı YKD.Ağustos 2008 )

Basit Dolandırıcılık ve Çek Kullanılarak Dolandırıcılık

1-)Bankanın maddi maddi varlıklarını aracı yaparak dolandırıcılık suçunun irtikap edilmesi halinde, vasıflı dolandırıcılık olup olmadığına ilişkin yargılama ağır ceza mahkemesince yapılması gerekir

2-)Yargıtay  Ceza Genel Kurulu'nun  28.12.2004 gün ve 173/228 sayılı kararında da açıkladığı gibi, bankanın maddi varlığı olan çekin kullanılarak dolandırıcılık suçunun irtikap edildiği iddia edildiğine göre, fiilin, bankayı vasıta kılarak dolandırıcılık suçunun irtikap edilip edilmediğine ilişkin delillerin üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğundan görevsizlik kararı verilip dosyanın ağrı ceza mahkemesine gönderilmesi gerekir(11.CD.26.01.2006 tarihli ve  2003/11566E, 2006/247K sayılı içtihadı)19.09.2009

3-)Ayrıntıları Yargıtya Ceza Genel Kurulunun  28.12.2004 tarihli ve  173/228 sayılı kararında açıklandığı gibi, bankanın  maddi varlıklarından olan çeki kullanmak suretiyle  dolandırıcılık suçunu irtikap ettiğinin anlaşılması karşısında fiilinin, suç tarihinde  yürürlükte bulunan  765 sayılı mülga  Türk Ceza Kanunu'nun 504/3 ve  karar tarihinde yürülükte bulunan  5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun  158/1(f) maddelerinde öngörülen  banka aracı kılmak suretiyle dolandırıcılık suçunu  gözetilmeden, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun  157/1, 62,52 ve 53. maddesinin tatbik edilmesi kanuna aykırıdır.(  6.CD 15.06.2009 tarihli ve 2006/12523E, 2009/10285, YKD Ağustos 2009)

Basit Dolandırıcılık ve Bilişim Sistemini Kullanarak Dolandırıcılık

1-) Telefon sistemini kullanırak yapılan dolandırıcılık,  5237 sayılı Türk Ceza Kanunun  158. maddesinde de, telefon işletmesinin haberleşme araçlarının araç olarak kullanılmasının dolandırıcılık suçunun nitelikli hali olarak kabul edilmemesi nedeniyle, mezkur Kanunu'nun 157/1. maddesindeki  basit “dolandırıcılık” suçunu oluşturur.

2-)07.05.2004 tarihinde, abisi katılan Kazım’a ait  LPG bayiinde bulunan katılan Suzan’ı telefonla arayıp, kendisini Jandarma Karakolu’nda görevli astsubay Ayhan Kaya olarak tanıttıktan sonra, kendisine 4 adet 250’lik cep telefonu kontörü satın almasını isteyerek, parasını da, dükkanlarına tüp almaya gelecek olan asker ile göndereceğini söylediği, ancak katılan Suzan’ın abisi katılan Kazım’ı aramasını istemesi üzerine, cep telefonu numarasını alıp arayarak aynı senaryo ile kandırdığı katılan Kazım’a, telefonla kardeşi katılan Suzan’ı arattırıp “kontör satın alıp verebilirsin” diye söylettirdikten sonra, katılan Suzan’ı tekrar telefonla arayıp, satın aldığı kontörlerin şifre numaralarını kendisine söylettirerek cep telefonuna yükleyen sanığın eyleminin, bilişim sisteminin katılanın kandırılmasında vasıta olarak kullanılmayıp, 5237 sayılı TCK.nun 158. maddesinde de, telefon işletmesinin haberleşme araçlarının araç olarak kullanılmasının dolandırıcılık suçunun nitelikli hali olarak kabul edilmemesi nedeniyle, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK.nun 157/1. maddesindeki “dolandırıcılık” suçunu oluşturacağı anlaşılmış ise de; katılanın zararının karşılanmamış olması nedeniyle aynı Yasanın 168. maddesinin uygulanma koşullarının bulunmadığı ve 765 sayılı TCK.nun 504/3 ve 522/1(pek hafif). maddeleri uygulanarak hükmolunan cezanın, 5237 sayılı TCK.nun 157/1. maddesi hükmüne nazaran açıkça sanık lehine olduğundan, mahkemece 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9/3. maddesi uyarınca lehe olan hüküm belirlenirken 765 sayılı TCK.nun 504/3. maddesi ile 5237 sayılı Yasanın 158/1-f maddesi hükümlerinin karşılaştırılması sonuca etkili bulunmadığından tebliğnamedeki bu suça ilişkin bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiş, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 24.09.2002  gün ve 184/320 sayılı kararında da açıklandığı üzere, sanık lehine olduğu kabul edilen 765 sayılı TCK.nun 19. maddesi uyarınca, suç tarihi itibariyle asgari adli para cezasının 440 Türk Lirasından az olamayacağının gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

3-)Bilişim sistemi; verileri toplayıp yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tabi tutma olanağını veren manyetik sistemler olup, bu sistemlerin araç olarak kullanılıp gerçek bir kişinin hileli hareketlerle kandırılıp, çıkar sağlanması halinde bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun oluşacağı, somut olayda ise; kendisini jandarma karakol komutanı olarak tanıtan sanığın, karakolda internete girebilmek için acilen cep telefonu kontörü lazım olduğunu ve parasını daha sonra ödeyeceklerinden bahisle, 24.07.2006 tarihinde, mağdur Bünyamin’e kısa zaman aralıkları içersinde toplam 9.500, mağdur Abit’e ise, bir defada 1.250 kontör satın aldırıp, bu kontörlerin şifre numaralarını telefonda söylettirerek kendisine veya başkalarına ait cep telefonlarına yüklemek suretiyle çıkar sağladığının anlaşılması karşısında, eylemlerin, 5237 sayılı TCK.nun 157/1. maddesinde öngörülen basit “dolandırıcılık” suçlarını oluşturacağı gözetilmeden bilişim sistemlerinin mağdurların kandırılmasında vasıta olarak kullanıldığı kabul edilip, 5237 sayılı TCK.nun 158/1-f maddesi ile uygulama yapılarak anılan suçlardan yazılı şekilde mahkûmiyet hükümleri kurulması, (11.CD.23.03.2009Daire:11 Tarih:2009  Esas No:2008/16004  Karar No: 2009/2891)

Dolandırıcılık Suçlarının Çeşitleri

Dolandırıcılık suçlarının çeşitleri aşağıda verilmiştir.

1-)Tacir veya şirket Yetkilisince İşlenen Dolandırıcılık .Bu şekilde şekilde irtikap edilen dolandırıcılık suçları  nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturur

2-)Olay tarihinde ESK İnşaat Mobilya Dekorasyon San. Tic. Ltd. Şti.nin yetkilisi olan sanığın Eryaman’da yaptıracağı inşaattan bir daireyi satmak konusunda tanık Filibya S. ile   protokol imzalayıp noterden gayrımenkul satış vaadi sözleşmesi düzenlediği halde bu kez aynı daireyi katılan Nazmiye Erol’a satmak konusunda katılan ile protokol ve  gayrımenkul satış vaadi  sözleşmesi düzenleyerek 73,000 TL sini alıp daireyi teslim etmeden kaçmak suretiyle katılanı dolandırdığının idda olunması karşısında; eyleminin sübutu halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun  158/1-h maddesinde öngörülen "tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket  eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasındaki dolandırıcılığı" suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delillerin takdir ve değerlendirmesinin üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekir.,(11.CD 21.03.2011 tarihli ve  Esas No:2010/13138  Karar No:2011/1578 künyeli içtihadı)

3-) Basit Dolandırıcılık. Dolandırıcılık suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158. maddesinde belirtilen  vasıflı dolandırıcılık suçuna girmeyen hallerde  basit dolandırcılık suçu oluşur.

4-)Şikayete tabi dolandırıcılık. Dolandırıcılık suçu kural olarak resen takip edilir. Ancak istisnai halde şikayete tabidir.Eğer dolandırcıcılık suçu, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili gayesiyle irtikap edilmşi ise bu durumda dolandırcılık suçu, şikayete tabidir. Ancak, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nu döneminde dolandırcılık suçu, bir hukuki ilişkiye istinaden irtikap edilmiş olsa bile resen takip edilmekteydi. Hatta, hile ile ihkakı hak suçunun işlenemeyeceği kabul edilmişti. Bundan dolayı, uyarlam yargılaması yapılmasında sanıkların hukuki menfatı buluna bilir.

5-)5237 sayılı Kanunun 159. maddesi ile, hukuki bir ilişkiye dayanan alacağının tahsili amacı ile işlenen dolandırıcılık suçu, şikayete tabi hale getirildiğinden, 765 sayılı Kanunun döneminde, mezkur suça istinaden verilen kayıtların, adli sicil ve adli sicil arşiv kaydından silinme imkanı ortaya çıkmıştır. Dolandırıcılık suçu yüz kızartıcı suçlardan olduğundan, adli sicil kaydıdan sonra arşiv kaydına alınır. Lehe kanun makaple şamil olduğundan, geçmiş olaylara da uygulanmasında ilgilinin hukuki mefaatı bulunmaktadır.Bundan dolayı yeniden yargılama yapılarak kesinleşmiş kayıtlardaki adli sicil kaydının veya adli sicil arşiv kaydının çıkartılması mümkündür. Yeniden yapılan yargılama sonucunda mağdur şikyetci değilse veya şikayetinden vazgeçerse 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun .223/8. maddesi gereğince verilen düşme kararına istinaden tanizm edilecek "T" fişleri Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğüne gönderilerek kayıtların silinmesi sağlanır.

6-)5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 159.maddesi bağımsız bir suç şeklinde tanzim edilmiştir.Bundan dolayı şikayetten vaz geçilmesi halinde azmettiren ve müşterek failler ve şerikler istifade eder.

7-)Yararlanmak Gayesiyle Dolandırıcılık Suçunun İrtikap Edilmesi Dolandırıcılık suçunun, geçici süre yararlanmak amacıyla irtikap edilmesi halinde, yine suç oluşur.Mesele bir arabayı kısa süreliğine kullanmıp iade etmek amacıyla dolandırıcılık suçunun irtikap edilmesi halinde,  dolandırcılık suçu tekemmül eder. Ancak bu durumda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 61. maddesi gereğince teme cezanın alt sınırdan tayin edilmesi ve fail hakkında 62. maddenin uyğulanması gerekir.

Dolandırıcılık Suçun Vasıfları

Dolandırıcılık suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 157 ve devamı maddelerinde mal varlığına karşı irtikap edilen suçlar bölümünde yer almıştır.

1-)Dolandırıcılık suçu  mal varlığına karşı irtikap edilen suçlardar.

2-)Dolandıcılık suçu, kural olarak re'sen takip edilen bir suçtur. Ancak, hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla dolandırıcılık suçu irtikap edilirse bu duruumda, şikayete tabidir.

3-)Dolandırıcılık suçu yüz kızartıcı bir suçtur.Başka Anayasa olmak üzere birçak hususi kanunlarda sonuçlar bağlanmıştır.

5-)Çocuklar, aklen malul olanlar dolandırıcılık suçunun mağduru olamazlar.Aklen malul bir kişinin  dolandırıcılık suçuyla parasının alınması halinde fiil, dolandırcılık değil, hırsızlık olarak vasıflandırılır.

6-) Dolandırıcılık suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 157(dolandırıcılık suçunun temel şekli) 158(Dolandırıcılık suçunun nitelikli şekli ) ve 159 dolandırıcılık suçunda daha az cezayı gerektiren şekil olarak vasıflandırılabilir.

7-)Dolandırıcılık suçuları teşebbüse elverişli suçlardır. Suçun hareketi ve neticesi birbirinden ayrılabilir.Mesela gazede veya dergide yapılan ilanlarla kişilerin kandırılmaya çalışılmasında suç teşebbüs safahatında kalmıştır.

8-)Dolandırıcılık suçuna iştirak mümkündür.Ancak suçtan işturak iradesi olup olmadığını tespit etmek gerekir.İştirak iradesi olmadan suçun işlenişine katkada bulunmak suça işlemeye yardım etme şeklinde yorumlanmalıdır.Taksirle dolandırıcılık suçuna iştirak olmaz

9-)Dolandırıcılık suçu kasten irtikap edilen bir suçtur. Ancak kastın, suçun bütün unsurlarına şamil  olması gerekir. Dolandıcılık suçunun taksirli şekli bulunmamaktadır. Bilinçli taksirle de dolandıcılık suç irtikap edilemez.Dolandırıcılık suçuna taksirle iştirak olmaz.

10-)Dolandırcılık suçu, teselsülen irtikap edilebilir. Burdaki teselsül aynı kişiye karşı birden fazla gerçekleştirilen fiil olabileceği gib, aynı fiille birden fazla birden fazla kişinin dolandırılması da  söz konusu olabilir.Dolandırcılkı suçunun, aynı mekan ve zamanda birden fazla kişiye karşı irtikap edilmesi halinde  zincirleme olarak dolandırıcılık suçunun irtikabı mümkündür.Mesela birden fazla kişiyi yurt dışında iş bulmak vaadiyle bir kahvehaned kandırılması halinde teselsülen irtikap edilen dolandırıcılık suçu oluşur.

11-)Dolandırıcılık suçunda iki safha bulunmaktadır. Bunlardan biri mağdurun ikna safhası diğeri de ikna olan mağdurun menfaatı şüheliye gönderme safhasıdır. Hilenin ve desisenin ikna safhatında yapılması gerekir.Mağdurun iradesi fesada uğradıktan sonra hile yapılması suçun vasfını değiştirmez.

Dolandırıcılık Suçuna Teşebbüs

Dolandırıcılık suçunun oluşması için, suça konu eşyanın zilyetliğinin mağdurdan çıkması ve failin hakimiyetine geçmesi ile tamamlanır. Bazen suça konu para, eşya mağdurun hakimiyetinden çıktığı halde; şüphelinin veya failin hakimiyetine geçmeden, süreç akim kalır: bu durumda suça konu eşya veya para mağdurun hakimiyetinden çıktığı ancak sanığın hakimiyetine de girmediği için teşebbüs durumu vardır.

1-)Mesela, sanığın, ‘ bul karayı al parayı’ tabir edilen oyunu oynattığı sırada, mağdura ait para tabure üzerinde dururken, durumun polis tarafından fark edilip; para, failin hakimiyetine geçmeden alınması halinde, dolandırıcılık suçuna teşebbüs hükümlerini uygulamak gerekir. Müşahhas olayda, para mağdurun hakimiyetinden çıkmış; ancak, sanığın hakimiyetine de girmemiştir.(11.CD.11.12.2003–12314/9154)

2-)Sanığın, müştekinin taksine binip bir süre dolaştıktan sonra, taksi ücreti yerine sahte bileziği vererek taksi ücretinin üzerine kendisine haksız ödeme yapılmasını sağlamaya yönelik fiilinin, bileziğin sahte olduğunun anlaşılması nedeni, fiil, dolandırıcılık suçuna teşebbüs aşamasında kalmıştır. (11.CD.10.02.2004–12490/508) 19/06/2008

Dolandırıcılık Suçunda Zamanaşımı

Dolandırıcılık suçunda zamanaşımı, suçun tekemmül anında başlar. Suçun tekemmül anı da,  menfaatın temin edildiği andır. Menfatın temin edilmesi demek, hukuken kişinin hakimiyet alına girmesi demektir. Kişinin fiiline tasarruf edip etememesi veya edememesi sonuca etkili değildir.Dolandırılcık konusu menfat kişinin bankadaki veya posta çek hesabındaki paraya hafta sonu veya bayram gibi tatil günleri girmiş ise  bu durumda, fail  tasarruf edememese biler  suç tarihi ve zamanaşımının  başlangıcı  paranın hesaba girdiği tarih ve zamanaşımının başlangıcı da bu tarihtir.

1-)Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 3.3.1998 gün ve 6/8-69 sayılı kararında açıklandığı üzere; önceden doğmuş bir zarar veya doğmuş bir borç için hileli davranışlarda bulunulması halinde zarar veya borç,kandırıcı nitelikteki davranışlar sonucu doğmayacağından dolandırıcılık suçunun oluşmayacağı cihetle;sanık Nasin müdafiinin 11.01.2010 tarihli dilekçesinde sanıklar ile şikayetçi firmanın cari hesap usulüyle çalıştığını ve çekin önceden doğmuş bir borç nedeniyle verildiğine ilişkin savunmasının, ödemelerin sonradan yapıldığını beyan eden şahit  Yasin Celal tarafından doğrulanması ve katılanın da 02.10.2009 günlü beyanında sanıklarla ticari ilişki nedeniyle çek alışverişlerinin olduğunu, suça konu çekin alacağa karşılık sanıklar tarafından verildiğini beyan etmesi ve vekilinin de 24.05.2004 tarihli şikayet dilekçesinde  sanıkların müvekkiline olan borca karşılık çeki ciro ederek verdiklerini iddia etmesi karşısında;çekin önceden doğmuş bir borç nedeniyle verilip verilmediği araştırılmadan ve dolandırıcılık suçlarında haksız menfaatin elde edildiği tarih suç tarihi olacağı ve suç tarihi olarak kabul edilen 07.11.2003 tarihinin çekin bankaya ibraz tarihi olup anılan çek karşılığı malların ne zaman verildiği tespit edilmeden dava zamanaşımının denetimine imkan vermeyecek şekilde eksik inceleme sonucu hüküm kurulması, hukuka aykırıdır ,(11.CD  10.02.2010  tarihli ve Esas No : 2010/13992   Karar No : 2011/722 künyeli içtihadı)

2-)Suç teşebbüş safahatında kalmış ise, zamanaşımı başlangıcı teşebbüsün yapıldığı andır.

Dolandırıcılık Suçunun Konusu

Dolandırcılık suçunun konusu mal varlığı kapsamında kalan her türlü menfaattir.

1-)Dolandırcılık suçunu konusu her türlü menfaattir.

2-)Dolandırcılık suçunun konusu taşınır veya taşınmaz mal olabilir.Bu konuda bir tahdit bulunmamaktadır.

3-)Dolandırcılık suçunun konusu  mağdurun hukuki olarak  koruman menfaatıdır .Hukukça korunan para, mal, hukukça hükme haiz bir senet, her türlü maddi menfaat dolandırıcılık suçunun konusu olur.

4-)Manevi menfaat dolandırıcılılık suçunun konusu olamaz.

5-)Zamanaşımına uğramış alacak, dolandırıcılık suçunun konusu olamaz. Zamanaşımına uğramış bir alacak hile mağdurdan alınırsa dolandırıcılık suçuna konu olamaz.

6-)Hukukça hüküm ifade eden bir senet dolanıdırcılık suçuna konu olabilir .Ancak keenlemyekün veya mutlak butlanla  batıl olan bir menfaat dolandırcılık suçunun konusu olamaz.

7-)Kumar borcu dolandırıcılık suçunun konusu olamaz,Bir kişi kumar borcun almak için başkasını dolandırırsa fiil dolandırıcılık suçunu oluşturmaz

8-)Mağdurdan, hile ile esar alınırsa bu  durumda dolandırıcılık suçu oluşmaz.Ancak esrara veya uyuşturucuya ilişik alıp veya satmak yada ferdi ihtiyaç için kullanmak suçları olabilir.

Dolandırıcılık Suçunun Tekemmülü

5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 157/1. fıkrasında ‘kendisinin veya başkasına bir yarar sağlayan’ demek suretiyle dolandırıcılık suçunun oluşması herhangi bir neticeye bağlanmıştır. Para, mal gibi ekonomik değer taşıyan bir menfaat olması gerekir. Hukuki etkisi olan bir senedin alınması, haksız yere maaş alınması veya başkasının adı ile ameliyat yaptırılması, menfaat kavramına dahildir.

1-)Dolandırıcılık suçu, haksız zararın temini veya zararın ortaya çıkması ile tamamlanacaktır. Zararın meydana gelmemesi halinde suç tamamlanmadığından teşebbüs hükümleri uygulanacaktır. Zarar olduğu halde, failin menfaatten fiilen yararlanamaması durumunda da suç tamamlanmamıştır.( CGK. 17.03.1998–29/99

2-)Dolandırıcılık suçunun oluşması için, suça konu eşyanın zilyetliğinin mağdurdan çıkması ve failin hakimiyetine geçmesi ile tamamlanır. Bazen suça konu para, eşya mağdurun hakimiyetinden çıktığı halde; şüphelinin veya failin hakimiyetine geçmeden, süreç akim kalır: bu durumda suça konu eşya veya para mağdurun hakimiyetinden çıktığı ancak sanığın hakimiyetine de girmediği için teşebbüs durumu vardır.

3-)Mesela, sanığın, ‘ bul karayı al parayı’ tabir edilen oyunu oynattığı sırada, mağdura ait para tabure üzerinde dururken, durumun polis tarafından fark edilip; para, failin hakimiyetine geçmeden alınması halinde, dolandırıcılık suçuna teşebbüs hükümlerini uygulamak gerekir. Müşahhas olayda, para mağdurun hakimiyetinden çıkmış; ancak, sanığın hakimiyetine de girmemiştir.(11.CD.11.12.2003–12314/9154)

4-)Sanığın, müştekinin taksine binip bir süre dolaştıktan sonra, taksi ücreti yerine sahte bileziği vererek taksi ücretinin üzerine kendisine haksız ödeme yapılmasını sağlamaya yönelik fiilinin, bileziğin sahte olduğunun anlaşılması nedeni, fiil, dolandırıcılık suçuna teşebbüs aşamasında kalmıştır. (11.CD.10.02.2004–12490/508) 19/06/2008

5-)Dolandırıcılık suçu, hile ve desisenin yapıldığı yerde değil;  haksız yararın sağlandığı yani haksız menfaatın  failin kontrolüne girdiği yerde irtikap edilmiştir.Failin hakimiyetine giren yarar konusunda  tasarrufta bulunulması suçun oluşumu yönünnden bir ettisi yoktur.Failin tasarruf imkanına sahip olması yeterlidir. Haksız yere temin edile para hileli hareketlerle  failin banka veya posta çek hesabına girmesiyle  suç tekemmül eder. Bilahre bu paranın başka yerdeki bir bankadan veya posta çek hesabından çekilmesi suçun yerini değiştirmez.Failin hesabı Ankara'dır ancak  fail posta çek hesabından parayı bir kaç gün sonra Aydın'dan çekmesi halinde suç yeri yine  Ankara'dır

6-)Dolandırcılık suçu, suça konu menfaatın failin hakimiyetine girdiği anda tekemmül eder. Ancak hakimiyete girmek demek failin fiilen suça konu paradan istifade etmesi  değildir.Failin banka hesabına yatması veya havele edilmesiyel dolandırıcılık suçu tekemmül eder. Pazar günü gelen havaleyi bizzat çekmek mümkün olmasa bile dolandırıcılık suçu  tekemmül eder.Suça konu menfaat failin hakimiyetine girmiştir. Onun izni olmadan çekmek mümkün değildir. Failin posta çek hesabına para veya sair menfaat yatmakla suç tekemmül eder. Hakimiyetine girmek hukuki bir tabirdir.Paranın fiilen  kullanılamazsa bile hukuken hakimiyetine girmesi yeterlidir.

7-)Dolandırıcılık suçunda iki safha bulunmaktadır. Bunlardan biri mağdurun ikna safhası diğeri de ikna olan mağdurun menfaatı şüheliye gönderme safhasıdır. Hilenin ve desisenin ikna safhatında yapılması gerekir.Mağdurun iradesi fesada uğradıktan sonra hile yapılması suçun vasfını değiştirmez.

Temin Edilen Menfaatla Hile Arasında İlliyet Rabıtası

Dolandırıcılık suçunun tekemmül için, temin edilen menfaat ile hile arasında illiyet rabıtası olması gerekir.

1-)Dolandırcılık suçunun tekemmülü için, temin edilen menfaat ile hile arasında illiyet rabıtasının olması gerekir.Dolandırcılık suçunda, hile menfaat sağlanmasından önce yapılmalıdır.Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun  3.3.1998 tarihli ve  6/8-69 künyeli içtihadında, önceden doğmuş borç veya zarar için verilen verilen sahte çekte dolandırıcılık suçunun unsurlarını tekevvün etmediği belirtilmiştir.

2-) Önceden doğmuş borç için düzenlenen üç adet sahte çek vermek suçunda dolandırıcılık suçunun unsurları tekevvün etmez(11.CD 3.5.2004 tarihli ve  6984/3774 künyeli içtihadı)Burada  hileli davranışlarla zarar arasında illiyet rabıtası bulunmamaktadır.

3-)Sanığın,  yetkisi olmadğı halde, Allah rızası için yardım talep edip, camiye yardım olarak topladığı para karşılığında, tedavülden kalkmış makbuz vermesi ve aldığı parayı camii veznesine intikal ettirmemesi fiilinde, sanığın yardım parası toplamak için hile kullanmaması nedeniyle  dolandırcılık suçu oluşmadığı, yani süresi bitmiş begeyi vermesiyle   yardım alması arasında illiyet rabıtası olmadğı, yetkisi olmadığı içinde  tahsil edilen parayı camii veznesine intikal ettirmemesi fiili  765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu'nun 508. maddesine mümas suçu oluşturur.(11.CD 17.06.2002 tarihli ve 4278-5893 künyeli içtihadı)

4-)Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 3.3.1998 gün ve 6/8-69 sayılı kararında açıklandığı üzere; önceden doğmuş bir zarar veya doğmuş bir borç için hileli davranışlarda bulunulması halinde zarar veya borç,kandırıcı nitelikteki davranışlar sonucu doğmayacağından dolandırıcılık suçunun oluşmayacağı cihetle;sanık Nasin müdafiinin 11.01.2010 tarihli dilekçesinde sanıklar ile şikayetçi firmanın cari hesap usulüyle çalıştığını ve çekin önceden doğmuş bir borç nedeniyle verildiğine ilişkin savunmasının, ödemelerin sonradan yapıldığını beyan eden şahit  Yasin Celal tarafından doğrulanması ve katılanın da 02.10.2009 günlü beyanında sanıklarla ticari ilişki nedeniyle çek alışverişlerinin olduğunu, suça konu çekin alacağa karşılık sanıklar tarafından verildiğini beyan etmesi ve vekilinin de 24.05.2004 tarihli şikayet dilekçesinde  sanıkların müvekkiline olan borca karşılık çeki ciro ederek verdiklerini iddia etmesi karşısında;çekin önceden doğmuş bir borç nedeniyle verilip verilmediği araştırılmadan ve dolandırıcılık suçlarında haksız menfaatin elde edildiği tarih suç tarihi olacağı ve suç tarihi olarak kabul edilen 07.11.2003 tarihinin çekin bankaya ibraz tarihi olup anılan çek karşılığı malların ne zaman verildiği tespit edilmeden dava zamanaşımının denetimine imkan vermeyecek şekilde eksik inceleme sonucu hüküm kurulması, hukuka aykırıdır ,(11.CD  10.02.2010  tarihli ve Esas No : 2010/13992   Karar No : 2011/722 künyeli içtihadı)

Doladırıcılık Suçunun Hazırlık Hareketleri

1-) Sanığın sahte kimlikle hesap açtırması dolandırıcılık suçuna hazırlık hareketi niteliğinde olduğundan dolandırıcılık suçundan cezalandırılması yasaya aykırıdır.

2-)Sanığın Akbank T.A.Ş Menemen Şubesine müracaatla hesap açtırmak istediğini beyan ederek üzerinde kendi fotoğrafı yapıştırılmış şikayetçi H.K. Na ait sahte sürücü belgesini ibraz ettikten sonra sürücü belgesinin fotokopisinin çekileceği sırada bankadan ayrıldığının iddia ve kabul olunması karşısında, savunma ve savunmayı teyit eden tanık beyanı ile evrak kapsamına göre sanığın henüz dolandırıcılık suçunun icrai hareketlerine başlamadığı, bankaya hesap açtırmak için müracaat etmesinin hazırlık hareketi niteliğinde olduğu gözetilmeden beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,  (11.CD 15.04.2009 Esas No:2008/19597 Karar No:2009/4233

Dolandırıcılığa Teşebbüs Suçunda Temel Cezanın Tayini

Sahte kimlik ve kimlik bilgilerini kullanarak Akbank’a karşı işlenen dolandırıcılık suçundan dolayı elde edilmek istenen haksız yararın, Garanti Bankası’na karşı elde edilmek istenen haksız yarardan daha fazla olduğu; bu nedenle, sanık hakkında yukarıdaki açıklamalar uyarınca Akbank’a karşı işlenen suçta temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi ve fiilin doğurduğu zarar ve suçta ulaşılan aşamaya göre tehlike  ihtimalinin ağırlığı dikkate alınarak suça kalkışmadan dolayı daha az oranda indirim yapılması gerektiği gözetilmeyerek yazılı şekilde indirim yapılması, hukuka aykırdır

Yapılan duruşmaya, toplanıp kara yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanık müdafiinin suçların unsurları itibariyle oluşmadığına, teşebbüsün söz konusu olmadığına, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanarak hükmolunan cezaların paraya  çevrilip ertelenmesi gerektiğine ve suçun manevi unsuru itibariyle oluşmadığına ve katılan vekilinin hükmolunan cezaların alt sınardan uzaklaşılarak verilmesi gerektiğine ilişen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak:

1- 5237 Sayılı Türk Ceza Yasasının 7/2 maddesinde suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise fail lehine olan kanunun uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

Sanığın, 09/01/2006 tarihinde Finans bank Antalya Şubesine kredi kartı almak için sahte Mustafa Barış Oruç kimliği ile başvurmasına rağmen katılanın şikayeti üzerine Bankalar Birliği’nce yazılan yazı nedeniyle kredi kartının verilmemesi şeklinde oluşan eylemi hakkında mahkemece suç tarihinden sonra 23/02/2006 tarihinde yürürlüğe giren  5464 Sayılı Banka ve Kredi Kartları Yasasının 37/2 maddesi hükümleri olaya uygulanarak cezalandırılmasına karar verilmiş ise de; suç tarihinde yürürlükte bulunan ve eylemine uyan 5237 Sayılı Yasanın 158/1-j ve 35. maddelerindeki düzenlemeler ile 5464 Sayılı Yasanın 37/2. maddesi olaya uygulanıp ortaya çıkan sonuçların denetime imkan verecek şekilde gösterilip birbiriyle karşılaştırılması suretiyle lehe olan yasa belirlenip sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,

2- Katılanın ihbarı üzerine kimliği belirlenen ve hakkındaki Serik Sulh Ceza Mahkemesinin 19/01/2006 tarih ve 2006/19 müteferrik sayılı kararı ile yakalama emri çıkarılan ve kolluk güçlerinin isteği üzerine çağrıldığı arkadaşına ait işyerinde yakalanması sırasında düzenlenen 26/01/2006 tarihli yakalama tutanağını gerçek ismi ile imzalayan sanığın unsurları itibariyle oluşmayan iftira suçundan beraatı yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,

3- Sanığın üzerine kendi fotoğrafını yapıştırdığı, katılana ait nüfus cüzdanın aynı suç işleme kararı altında değişik zamanlarda farklı bankalara karşı birden fazla otomobil kredisi müracaatında kullanmasının zincirleme biçimde resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturduğunun kabulü ile TCK nun204/1, 43. maddeleri uyarınca mahkumiyeti yerine eylemin tek kabulü ile yazılı şekilde eksik ceza tayini,

4-  Suça kalkışma halinde sanık hakkında hükmolunan cezadan TCK.nun 35/2 maddesi uyarınca “meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre” indirim yapılacaktır. Ayrıca aynı ölçüt temel cezanın tayini ve belirlenmesini düzenleyen aynı kanunun 61/1-e maddesinde de kabul edilmiştir. Eğer suç teşebbüs aşamasında kalmış ise; 61. maddenin 3. fırkasındaki “mükerrer değerlendirme yasağı” gereğince meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı teşebbüs nedeniyle yapılacak indirimde göz önünde bulundurulacağından, bu hususlar temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınmayacaktır. Ancak bu gibi durumlarda 61. maddedeki diğer ölçütler, özellikle 1. fıkranın (d) bendindeki ölçüt olan  “suçun konusunun önem ve değeri” göz önünde bulundurulmak suretiyle temel ceza alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenebilecektir.

Buna göre; sahte kimlik ve kimlik bilgilerini kullanarak Akbank’a karşı işlenen dolandırıcılık suçundan dolayı elde edilmek istenen haksız yararın, Garanti Bankası’na karşı elde edilmek istenen haksız yarardan daha fazla olduğu; bu nedenle, sanık hakkında yukarıdaki açıklamalar uyarınca Akbank’a karşı işlenen suçta temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi ve fiilin doğurduğu zarar ve suçta ulaşılan aşamaya göre tehlike  ihtimalinin ağırlığı dikkate alınarak suça kalkışmadan dolayı daha az oranda indirim yapılması gerektiği gözetilmeyerek yazılı şekilde indirim yapılması,

5- 5237 Sayılı Yasa’da 765 Sayılı Yasa’dan farklı olarak “gün para cezası sistemi” kabul edildiği için, bu sistemde nispi para cezasına yer verilmemiştir. Keza ilgili maddelerin gerekçe bölümlerinde de 5237 Sayılı TCK.nu sisteminde nispi para cezasının öngörülmediği açıkça belirtilmektedir.

Ancak 5237 Sayılı Yasanın 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra 29/06/2005 gün ve 5377 Sayılı Yasanın 19. maddesi ile değişik TCK.nın 158/1 fıkrasında eklenen “……. Ancak, (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hallerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adli para cezası nın miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.” Cümlesi ile 19/10/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5411 Sayılı Bankacılık Kanununun 160. maddesinin 2. fıkrasında “suçun, zimmetin açığa çıkmasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi halinde faile on iki yıldan az olamamak üzere hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezası  verilir; ancak, adli para cezasının miktarı bankanın uğradığı zararın üç katından az olmaz.” Şeklindeki düzenlemelerde göstermektedir ki, yeni ceza sisteminde bazı suç türleri için istisnai para cezası hesabı benimsenmiştir.

5377 Sayılı Yasanın 19. madde ile getirilen yeni değişikliğe ilişkin gerekçesinde de belirtildiği üzere 158. maddenin 1. fıkrasına eklenen son cümledeki “… adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz” hükmünün uygulanabilmesi için öncelikle suçtan elde edilen haksız menfaat miktarının belli olması gerekmektedir.

5237 Sayılı TCK.nun 52. maddesinin 1. fıkrası “Adli para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde yedi yüz otuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir” şeklinde adli para cezasının tanımı yapıldıktan sonra aynı maddenin 3. fıkrasında “Kararda, adli para cezasının belirlenmesinde esas alınan tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ayrı ayrı gösterilir” düzenlemesi yer almaktadır. Ve aynı kanunun 61. maddesinin 8. fırkasında ise, “Adli para cezası hesaplanırken, bu madde hükmüne göre cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine yönelik artırma ve indirimler, gün üzerinden yapılır. Adli para cezası, belirlenen sonuç gün ile kişinin bir gün karşılığı ödeyebileceği miktarın çarpılması suretiyle bulunur” hükümleri ile yasa koyucu adli para cezasının mutlaka gün üzerinden tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir.

Bu açıklamalardan sonra 5237 Sayılı TCK.nun 158. maddesinin 1. fıkrasının  (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hallerde adli para cezasının tayininde öncelikle suçtan elde edilen haksız menfaat miktarının belli olup olmadığına bakılacaktır. Eğer somut olayda suçtan elde edilen haksız menfaat miktarı belli değilse, TCK.nun 61. maddesi hükmü göz önünde bulundurularak, 5 ila 5.000 tam gün arasında, takdir edilen gün sayısı üzerinden arttırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı kanunun 52. maddesi gereğince 20-100 YTL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezası belirlenecektir. Ancak suçtan elde edilen haksız menfaat miktarı belli ise; o takdirde maddede öngörülen 5 ila 5.000 tam gün arasında belirlenecek gün sayısı üzerinden varsa artırım ve indirim nedenleri uygulanarak tespit olunan sonuç gün ile bir gün karşılığı 20-100 YTL arasında takdir edilecek miktar çarpımı yapılacak ve bulunan miktar suçtan elde olunan haksız menfaatin iki katından az ise adli para cezası asgari bu miktara yükseltileresahte kimlik ve kimlik bilgilerini kullanarak Akbank’a karşı işlenen dolandırıcılık suçundan dolayı elde edilmek istenen haksız yararın, Garanti Bankası’na karşı elde edilmek istenen haksız yarardan daha fazla olduğu; bu nedenle, sanık hakkında yukarıdaki açıklamalar uyarınca Akbank’a karşı işlenen suçta temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi ve fiilin doğurduğu zarar ve suçta ulaşılan aşamaya göre tehlike  ihtimalinin ağırlığı dikkate alınarak suça kalkışmadan dolayı daha az oranda indirim yapılması gerektiği gözetilmeyerek yazılı şekilde indirim yapılması,

k, bu miktar üzerinden varsa indirimler yapılarak sonuç adli para cezasının belirlenmesi gerektiği gözetilmeyerek yazılı şekilde eksik adli para cezası tayini,

6- Kabul ve uygulamaya göre; belgelerde yapılan sahteciliğin aldatma yeteneği bulup bulunmadığının takdir ve tayini hakime ait olup, suça konu nüfus cüzdanı dosyaya getirtilip mahkeme heyeti tarafından incelenip özellikleri zapta geçirilmeden ve denetime olanak sağlayacak şekilde, dosya içerisinde de bulundurulmadan bilirkişinin denetlenemeyen raporuna dayanılarak yazılı şekilde karar verilmesi,

Yasaya aykırı, sanık müdafii ile katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolay 5320 Sayılı Yasanın 8/1 maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, (11.CD16/10/2007 tarihli ve Daire: Esas No:2007/5158 Karar No:2007/6701 künyeli içtihadı

Kaskodan Para Almak İçin Sahte Evrak Tanzim Ettirmeye Çalışma

1-)Kasko sigortasınıdan veya zorunlu trafik sigortasından para almak için, sahte tutanak tanzime ettirmeye çalışma fiili, dolandırıcılık suçuna teşebbüs suçunu oluşturmaz  Henüz sahte olarak bir evrak tanzim edilmediğinden ve sahte evrak işleme konulmadığından  dolandırıcılık suçuna teşebbüs suçunu oluşturmaz

2-) Sanıklaların  kasko bedeli almak amacıyla  daha önce başka bir yerde kaza yapan  otomobili dere yatağına getirip  kazanın yeni olduğu intibaını uyandırmak suretiyle,   kolluk görevlilerine, olaya ilişkin zabıt tanzim ettirmeye çalışması şeklinde oluşan fiil, jandarma görevlileri tarafından olayın fark edilmesi sebebiyle  tutanak tanzim edilmemesi  ve  sigorta bedelini almak için de  müracaat edilmemesi nedeniyle  dolandırıcılık  suçuna eksik teşebbüs suçunu oluşturmaz( 11.CD 20.06.2002 tarihli ve  4297/6052 sayılı içtihadı)Sigorta bedelini almak için, tanzim edilen sahte evrak veya belgelerle  sigorta kurumuna başvurulmaldır.Yoksa bu fiiller dolandırıcılık suçu yönünden cezalandırılması  mümkün olmayan fiillerdir

Sahte Senedi Tahsi İçin İcraya Koyma

Sahte olarak tanzim edilmiş çek veya emre muharrer senedi tahsil için icra dairesinde işleme konulup ve tahsil edilemesi halinde fiil, dolandırıcılık suçuna teşebbüs suçunu oluşturur Sahtecilik suçu tekemmül etmiş olabilir, ancak dolandırıcılık suçu teşebbüs aşamasında kalmıştır

1-)Sahte senedin tahsil edilmesi için icra müdürlüğü gibi bir kamu kurum veya kuruluşu aracı kılınmak suretiyle işlenme konulması halinde resmi belgenin iğfal kabiliyeti varsa kamu kurumunu aracı kılarak dolandırıcılık suçu( 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 158/1-d) ve sahtecilik suçu oluşur. İcra dairesi marifetiyle senet tahsil edilmemişse bu  durumda dolandırcılığa teşebbüs suçu oluşur. Sahte belgenin mahiyetine göre resmi veya hususi belgede sahtecilik oluşur.

2-)Sahte senedin tahsil için icraya  konması ödeme emre tebliği  yapıldığında mağdur senedin sahte olduğunu ilk bakışta anlaması halinde  dolandırıcılık suçu oluşmaz.Ancak sahtecilik suçu oluşur. Hile'nin ikna kabiliyeti olup olmadı ilk bakışta anlaşılması halinde dolandırıcılık suçu oluşmaz ve basit yalan olarak vasıflandırılır.

Tarafların Gerçekten Muvazaalı Olarak Boşınıp Boşanmadıklarının Tespiti Gerekir

1-)Emekli aylığı almak için boşanmama yapıldığının iddia edilmesi karşışında, tarafların gerçekten boşanıp boşanmadıklarının  anlaşılması için yeterli araştırma yapılmalıdır

2-)Evli olan sanıkların, sanık Hayriye D'in SSK dan emekli aylığı alan babasının 17.03.2001 tarihinde vefatından sonra yetim maaşı almak amacıyla muvazalı  olarak boşanıp, birlikte aynı evde yaşamaya devam ederek 01.06.2002-10.04.2007 tarihleri arasında toplam 19.565 lira haksız çıkar sağladıklarının iddia olunması, sanıkların soruşturma sırasında sanık Hayriye D'nin  maaş bağlanması için boşandıklarını beyan ederek kovuşturma evresinde geri almaları karşısında, gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi bakımından boşanma dosyası getirtilerek incelenip içeriği ve boşanma nedeni ile, sanıkların boşandıktan sonra aynı evde birlikte yaşamaya devam edip etmediklerinin muhtarlık, zabıta ve komşularından sorulup araştırılıp, ikametgahın bir başka yere nakledilip nakledilmediğinin tespitinden sonra, toplanan tüm delillerin birlikte değerlendirilerek sonucuna göre hukuki durumlarının takdir ve tayini gerekirken, eksik inceleme sonucu tarafların mahkeme ilamı ile boşanmalarında ve boşandıktan sonra sanık Hayriye'nin babasından kalan sigorta aylığını almasında dolandırıcılık suçunun unsuru olan hile ve aldatıcılıktan söz edilemeyeceğinden bahisle yazılı şekilde beraatlerine hükmolunması, hukuka aykıdır(11.CD 22.12.2010  tarihli ve   Esas No:2008/1657  Karar No:2010/14820 künyeli içtihadı)Bu dikkat edilmesi gereken bir diğer konuda eşlerin karı ve koca olarak birlikte sanık olmasıdır.

Zarar ve Önceden Doğmuş Borç İçin Çek Verilmesi Halinde Yapılıcaklar

Çekin önceden doğmuş bir borç nedeniyle verilip verilmediği araştırılmadan ve dolandırıcılık suçlarında haksız menfaatin elde edildiği tarih suç tarihi olacağı ve suç tarihi olarak kabul edilen 07.11.2003 tarihinin çekin bankaya ibraz tarihi olup anılan çek karşılığı malların ne zaman verildiği tespit edilmelidi

Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 3.3.1998 gün ve 6/8-69 sayılı kararında açıklandığı üzere; önceden doğmuş bir zarar veya doğmuş bir borç için hileli davranışlarda bulunulması halinde zarar veya borç,kandırıcı nitelikteki davranışlar sonucu doğmayacağından dolandırıcılık suçunun oluşmayacağı cihetle;sanık Nasin müdafiinin 11.01.2010 tarihli dilekçesinde sanıklar ile şikayetçi firmanın cari hesap usulüyle çalıştığını ve çekin önceden doğmuş bir borç nedeniyle verildiğine ilişkin savunmasının, ödemelerin sonradan yapıldığını beyan eden şahit  Yasin Celal tarafından doğrulanması ve katılanın da 02.10.2009 günlü beyanında sanıklarla ticari ilişki nedeniyle çek alışverişlerinin olduğunu, suça konu çekin alacağa karşılık sanıklar tarafından verildiğini beyan etmesi ve vekilinin de 24.05.2004 tarihli şikayet dilekçesinde  sanıkların müvekkiline olan borca karşılık çeki ciro ederek verdiklerini iddia etmesi karşısında;çekin önceden doğmuş bir borç nedeniyle verilip verilmediği araştırılmadan ve dolandırıcılık suçlarında haksız menfaatin elde edildiği tarih suç tarihi olacağı ve suç tarihi olarak kabul edilen 07.11.2003 tarihinin çekin bankaya ibraz tarihi olup anılan çek karşılığı malların ne zaman verildiği tespit edilmeden dava zamanaşımının denetimine imkan vermeyecek şekilde eksik inceleme sonucu hüküm kurulması, hukuka aykırıdır ,(11.CD  10.02.2010  tarihli ve Esas No : 2010/13992   Karar No : 2011/722 künyeli içtihadı)

Polis tarafından Yapılan Teslimde Etkin Pişmanlık Hükümleri Oluşmamıştır

1-)Dolandırıcılık suçundan  sonra, polis tarafından yapılan arama sonunda, müştekiye suça konu eşyanın iade edilmesinde etkin pişmanlık hükümleri uygulanmaz

2-)Dolandırıcılık suçları nedeniyle tanınan  sanığın, olay tarihinde  terminalde  şikayetçi ile konuştuğunun  polisler tarafından görülüp  şüphelenilmesi  ve  sorulduğunda, müştekinin de, sanığın kendisinden para aldığını beyan etmesi üzerine, şüphelinin yakalandığı, üst aramasında ele geçen paranın  müştekiye polis marifetiyle teslim edilmesi fiilinde etkin pişmanlık hükümleri uygulanamaz.(11.CD.17.09.2008 tarihli ve 2008/11730-8912 sayılı içtihadı, YKD Ocak 2010)

Yakalanarak Cepten Alınan Eşya Hakkında Etkin Pişmanlık Hükümleri Uygulanamaz

1-) Kaçmakta olan sanığın çebinden irtirdat edilen eşya hakkında etkin pişmanlık hükümleri uygulanamaz

Dolandırıcılık suçunda, elde edilen menfaat olan altınların alıp kaçan sanığın yakalanarak cebinden şikayetçi tarafından istirdat edildiğinin (geri alındığının) anlaşılması karşısında rızaya dayalı bir iade olmadığından etkin pişmanlık nedeniyle indirim yapılmayacağının gözetilmemesi,  yasaya aykırıdır , ( 5.CD14.03.2007  tarihli ve 11.  Esas : 2007/480 Karar : 2007/1683  sayılı içtihadı)

Dolandırıcılık Suçunun Faili Hakkında Umumi Malumat

Dolandırıcılık suçunun failiyle ilgili umumi bilgiler aşağıda verilmiştir.

1-)Dolandırıcılık suçunun faiili gerçek kişidir. Tüzel kişiler dolandırıcılık(theft by deception) suçu faili olamaz. Ancak  dolandırıcılık suçu sonunda tüzel kişiler menfaat sağlaması hailnde  tüzel kişilere mahsus  güvenlik tedbiri uygulanabilir.

2-)Dolandırıcılık suçunun tacir tarafından irtikap edilmesi dolanıdırcılık(theft by deception) vasıflı halini  oluşturur. Kimlerin tacir olduğun Türk Ticaret Kanunu'na göre tespit etmek gerekir. Türk Ticaret Kanunu'nun 14. maddesine göre, bir ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına işleten kişi tacirdir.

3-)Dolandırıcılık suçunun şirket yöneticisi olan kişi tarafından irtikap edilmesi halinde  5237 sayılı Türk Ceza Kanunu(Turkish Penal Code)'nun 158/1(h) maddesi gereğince  dolandırıcılık suçunun vasıflı şeklinden  tecziye edilmesi geekir.

4-)Dolandırıcılık(theft by deception) suçunu faili hileli davarını bizzat yapan kişidir.Mağdura karşı hileli davranışı yapan kişi faildir. Mağdura karşı menfaatı elde eden kişide kural olarak hileli davranışı yapan kişidir.Ancak her hileli hareketi yapan kişi menfaatın elde eden kişi değildir. Fail, başkası lehine de hileli hareketi yapabilir.

5-)Dolandırıcılık suçunda hileli hareketi yapmadığı halde yarar sağlayan kişinin hukuki statüsünü  iştirak hükümlerine göre tespit etmek gerekir.

6-)Dolandırıcılık suçunu, hakkında ayrılık kararı verilmemiş  eşlerden birinin diğerine karşı irtikap etmesi halinde,  ceza verilmez. Yani ortada bir suç var ancak, Kanun koyucu, bu suça ceza  vermemektedir.Fiil haksız olma vasfını  devam ettirmektedir.Ayrılı kararı  kesinleşinceye kadar  dolandırıcılık suçundan dolayı ceza verilemez.Bundan dolayı ayrılık kararının kesinleştiriği tariihi tespit etmek gerekir.

Dolandırıcılık Suçunun Faili Olarak Şirket Yöneticisi

Dolandırıcılık(theft by deception) suçunun şirket yönetici tarafından irkitap edilmesi halinde, dolandırıcılık suçunun vasıflı şekli olan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158/1(h) maddesi uygulanır.

1-) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158/1(h) maddesinde  mümas dolandırıcılık  suçunun faili olmak için şirket yöneticisi olmak gerekir. Şirket yöneticisi olmayıp da şirkette  pazarlamacı elemanı olarak çalışan kişiler hakkında,  5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158/1(h) maddesi uygulanaz. Mezkur Kanunu'nun 157/1 .maddesinde belirtilen dolandırcılık suçunun basit şekli  uygulanır.( 11.CD  2010/ 8330- 11672 künyeli içtihadı)

2-) Türk Ticaret Kanunu'nun 136. maddesine göre tircaret Şirketlerı Kollektif, Komandit, anomim,  limited ve kooperatif  şirketleridir. Ancak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158/1(h) maddesi  Kooperatif yöneticilerini ayrıca saymıştır

3-)Limited Şirketi yöneticilerini tarafından  dolandırıcılık  suçunun işlenmesi halinde Türk Ceza Kanunu'nun 158/1(h) maddesine mümas madde uygulanması gerekir.

1-)11.Ceza Dairesinin  02.11.2010 tarihli ve 2010/8465E ve 2010/1216K sayılı içtihadına göre,  Olay tarihinde Ö... İnşaat  Taahhüt ve limited Şirketi yöneticisi olan sanığın,  Dışkapıda yaptıracağı daireden birer  daire satmam satacağına dair müştekilerle protokol imzalayıp  inşaatı yapmadan peşinatı alıp kaçmaktan ibaret dolandırcılık suçunda  Türk Ceza Kanunu'nun 158/1(h) maddesinin uygulanması gerekir.

2-)Ticaret Kanunu'na göre kurulmuş bir limited şirketin bulunması gerekir. Kanununda belirtilen usule göre Limited şirketinin tüzel kişilik kazanması gerekir.

3-)Dolandırıcılık suçunun, limited şirketinin faaliyetleri çerçevesinde işlenmesi gerekir. Dolandırcılık suçuyla Limited şirketinin faaliyeti arasında illiyet rabıtası bulunması gerekir.

Dolandırıcılık Suçunda Hilenin Vasıfları

Dolandırıcılık suçunun hile ile irtikap edilmesi gerekir. Ancak dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için hilenin vasıflı olması gerekir her hile dolandırıcılık suçuna vasıf vermez. Karşı tarafa zarar vermek için hile gerekli olmadığı halde hile hapılması fiil dolandırıcılık suçu halinde getirmez

1-)Hile gerekli olmadığı halde hile yapılması fiili dolandırıcılık halinde getirmez. Mesela bir kişi sahte plaka ve sahte ehliyetle birlikte mağdurdan eşyaları nakletmek için alması halinde fiil, dolandırıcılık değil, itimadı suistima suçunu oluşturur.

2-)Dolandırıcılık suçunda hilenin aldatmaya elverişli olması gerekir. Basit yalan dolandırıcılık suçunu oluşturmaz. Hile ve desisenin belli bir boyuta yani ikna edici vasfına haiz olması gerekir.

1-)765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunun 503. maddesinde bu hsusus açıkça ifade edilmişti. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda ifade edilmesi şart değidir. Bu kural suçun tabiatında vardır.Basit yalanlar dolandırıcılık suçunda hile unsurunu oluşturmaz   ise de,  hilenin vasfı  hakkında karar varmak için, muhatabıb durumu, müşahhas olay, fail ile mağdurun arasındaki ilişkisinin niteliği dikkate alınmalıdır.Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun  24.11.1998 tarihli ve  6-280/359  sayılı içtihadına  göre, hile ve desisenin  kandırıcılık niteliğine ulaşıp uluşmadığı,  her müşahhas olayın  vasıflarına göre tespit edilmelidir. Bundan dolayı, olayın özelliği, mağdurun  durumu, fail ile mağdurun ilişkisi ve benzeri gibi kriterler dikkate alınmalıdır. Hilenin ve desisenin  kandırıcılık vasıfına haiz olup olamadığı subjektif kriterlere göre tespit edilmelidir.Objektif kriter kullanılması halinde, bazı kişiler yani tespit edilen kriterin altında kalan kişiler hukuki korumadan muaf olacaklardır.Bu da hukukun mantığına aykırıdır.

2-)11.CD 12.05.2003 tarihli ve 7906E ve 2649K sayılı içtihadına göre hile,  olaylara iliişkin yalan açıklamalar ve  açıklanan sözlerin doğruluğunu   kuvvetlendirece   böylece  muhatabın inceleme eğilimini etkileyecek   yoğunluk ve güçte olması  ve bu bakımdan gerektiğinde bir takım dış hareketlerin eklenmesi gerekir.

3-)Basit yalan mücerret olarak hile değildir. Ancak, söylendiği zaman, mekan, usul, söylendiği içtimai ortam,  yalan söyleyenin mağdur ile olan ilişkisinin  derinliği, failin sıfatı, basit yalanı hile haline getirir.

3-)Hile ve desise karşı tarafın denetleme istek ve imkanını ortadan kaldırmıyorsa   suç dolandırıcılık vasfında değil, hukuki ihtilaf kapsamında kalır.Mesela bir kişiye alacağı arabanın kilometresi değiştirilerek satılması halinde, alan kişi aldığı arabayı bir ekspere kontral ettirme imkanına haiz o lduğunan fiil doladırıcılık suçunu oluşturmaz.Pazar yerinde, alışveriş yaparken iğfal kabiliyeti olmayna para ile mal alınması halinde, satan kişinin aldığı parayı denetleme imkanı olmadığından dolandırıcılık suçu oluşur.

4-)Dolandırıcılık suçunda hile, icrai bir hareketle olabileceği gibi selbi bir hareketle de olabilir. İhmali hareketle dolandırıcılık suçunun irtikap edilmesi için, sukutun malumat olarak yorumlanmasıı veya failin, kanun, tüzük  veya başka bir hukuk kuralı  ya da  sözleşmeden  kaynaklanan    ayndınlatma   yükümlülüğü altında olması gerekir.Tarafları sözleşme yapınca  Medeni kanundaki iyiniyet kurallarıyla bağlıdır.Sözleşme yapan taraflar böyle bir yükümlülük altına girmişlerdir.

5-)Hile ile karşı tarafa verilen zarar veya  temin edilen menfaat arasında illiyet rabıtası olması gerekir.Dolandırılan kişinin, suça konu mal üzerinde tasrruf sahibi olması gerekir. Ahmet'e karşı hileli hareket yapılıp, Mehmet'in malının alınması halinde suç, dolandırıcılık değil;  hırsızlık veya itiamadı suistimal suçununu oluşturur.

6-)Yapılan hileli hareket karşı taraf,  akli veya bedeni  veya yaşı gibi sebeblerle idrak edilemeyecek  olursa, fiil dolandırıcılık değil hırsızlık suçunu oluşturur.Algılama yeteneğinin hiç olmaması  gerekir. Mağdurun algılama yeteneği az ise fiil, 5237 sayılı Türk Ceza  Kanunun 158/1(c) madesinde oluşan dolandırıcılık suçunun vasıflı şeklini oluşturur.

7-)Dolandırıcılık fiili,  müşahhas bir kişiye yönelik olduğu gibi, gazete ile ilan verilerek toplumun genelini veya kısmını da hedef alınabilir.Bu durumda dolandırıcılık suçu yönünden teşebbüs uygulanmalıdır

8-)Dolandırıcılık fiili, gerçek kişilere karşı işlenebilir. Bundan dolayı internette şifre kırmak suretiyle bankadan parayı başka bir hesaba havale etmek  dolandırıcılık değil, hırsızlık suçunu oluşturur

9-)(İğfal kabiliyeti   veya)  keşide yeri gibi  zorunlu unsurlarından  biri bulunmayan  çek  vererek mal alınması halinde   dolandırıcılık suçu işlenir.Beratına karar verilemez( 6.CD 11.6.1999 tarih ve 3784/4700) Yeni kanuna göre,  hususi belgede sahtecilik suçu da şartları varsa düşünülmeldir.

10-)765 sayılı Türk Ceza Kanunun 521/a maddesinde tanzim edilen, ödeme gücü olmadığı halde otel ve pansiyon gibi yerlerden yararlanma fiili, 5237 sayılı Türk Ceza  Kanununda, şartları varsa dolandırıcılık olarak değerlendirilebilir. Şartları yoksa hukuki ihtilaf olarak değerlendirilmesi gerekir.Bundan dolayı 765 sayılı Türk Ceza Kanunu döneminde  521/a maddesine istinaden mahkkum olan kişilerin yeniden yargılanmasında hukuki menfaatları vardır.

11-)Dolandırıcılık suçunda hilenin  mağduru  ikna etmek için gerekir.Mağdur ikna edildikten sonra  bankanın, çek yaprağının,  kullanılması 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158. maddesinde sayılan nitelikli hale getirmez. .Mesela, bir kimse, bazı kişileri aynı mekan ve zamanda yurt dışında iş bulunmak ikna etmesi ve bilahare de temin edilen paranın banaya yatırılması konusunda anlaşılsa suç vasıflı dolandırıcılk suçuun oluşturmaz

12-)Hile veya desise'nin  gereksiz yere yapılması fiili dolandırıcılık haline  dönüştürmediği  gibi  itimadı suistimal suçunu da dolandırıcılık haline  getirmez . Amaca uluşmak için hile veya desise gerekmediği halde, gerekli zannetmesi veya  daha sonra irtikap irtikap etmeye düşündüğü suçu gizlemek amacıyla  hile kullanması fiili dolandırıcılık haline getirmez

13-)Ceza Genel Kurulu'nun 26.12.1998 gün 522/571 sayılı kararında açıklandığı üzere, katılana ait 21758 kg. buğdayı İzmir'e nakletmek üzere, sahte sürücü belgesi ile kendisini Mete olarak tanıtıp teslim alan sanığın, buğdayları alıcısına teslim etmediği olayda, sürücü ve araç yönünden özel koşulun aranmaması nedeniyle sahte sürücü belgesi kullanılması ve gerçek kimliğinin gizlenmesi, başlangıçta katılanı hataya düşürüp malın teslimini sağlamaya yönelik hile unsuru olarak kullanılmayıp, sonradan fiilin ve kimliğinin ortaya çıkmasını geciktirmek ve yakalanmayı önlemeye yönelik olduğundan, eylemin hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanmak suçunu oluşturduğuna ilişkin kabul ve uygulamada bir isabetsizlik (11.C, D 21.11.2005 tarihli Esas: 2005/6033 Karar: 2005/11628 künyeli içtihadı)

15-)Şans oyunları. Şans oyunları hile oluşturmaz.Ancak, şans oyunlarında, işletmenin kazanma şansına arttırmak için,  müşterilerin kazanma ihtimalini azaltmak için yapılan hareketler hile suçunu olşutur. Bundan dolayı kumar makinesi yakalandığında, müşterilerin kazanma ihtimalinin kurallara uygun olup olmadığı konusunda bilirkişi mütalaası alınmalıdır.

16-)Hile veya desisenin ilk bakışta  veya karışılaşmada anlaşılması halinde, dolandırıcılık suçunun oluşmadığı yani hile ve desisenin ikna kabiliyetinin oluşmadığı kabul edilir. Bundan dolayı, sahte bono ile kendisi hakkında icra takibi yapılınca ve bunun sahte olduğunu anlayıp hemen itiraz edilmesi halinde, hilenin ikna kabiliyetin bulunmadığından  dolanıdırıcılık suçu oluşmaz.

17-)Kendisine karşı dolandırcılık suçu irtikap edileceği,  üçüncü kişi tarafından suçun işlenmesinden önce  haberdar  mağdura karşı yapılan hilenin de  ikna kabiliyeti bulunmadığından dolandırcılık suçu tekevvün etmez

Hile Malın Alınmasından Önce Yapılmalıdır

Dolandırıcılık suçundan yargılanan sanıklar, tapuda küçük çocukları adına kayıtlı taşınmazın müştekiye satılması hususunda anlaşmaya varmışlar ve satış bedelini almalarına rağmen tapuyu devredememişlerdir. Sanıklar tarafından satış izni için açılan dava da reddedilmiştir. Sanıkların tapunun başkası adına kayıtlı olduğunu söylememek dışında müştekiyi kandıracak söz ve davranışları olmamıştır. Tapu sicilleri aleni olmasına rağmen müşteki tapu kayıtlarını yeterli derecede araştırmamıştır. Önceden doğmuş bir borçtan dolayı sanığın, mağdura karşı hile ve desiseler kullanarak edimini yerine getirmemesi dolandırıcılık suçunu oluşturmaz. Somut olayda da ev satışından önce sanıkların mağduru kandıracak nitelikte söz ve davranışları olmadığından atılı suç oluşmaz. Satış bedelinin iade edilmemesi hukuki bir ihtilaftır.

Dolandırıcılık suçundan sanıklar T. ve N’nin TCY’nın 503/1 ve 522/1. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 1 yıl 6 ay hapis ve 20.250.000.000.- Lira ağır para cezasıyla cezalandırılmalarına ilişkin Niğde 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nce 29.08.2002 gün ve 225-461 sayı ile verilen hükmün sanık T. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nce 07.11.2002 gün ve 11407-8685 sayı ile;

“Sanığın nikahsız olarak birlikte yaşadığı N. ile müşterek çocukları olan ve kendisiyle aynı adı taşıyan oğlunun sahibi bulunduğu daireyi satmak konusunda şikayetçi ile anlaştığı ancak tapuda satış işleminin yapılabilmesi için mahkemeden izin alınması gerektiğinin belirtilmesi üzerine 18.02.2000 tarihinde Niğde Sulh Hukuk Mahkemesi’nden satış izni verilmesini talep ettiği, talebin kabul edilmemesi nedeniyle satış işleminin gerçekleştirilemediği anlaşılmasına göre, sanığın oğlu adına kayıtlı taşınmazın kendi adına kayıtlı olduğunu söylemesinin, tapu kaydının aleniyeti karşısında şikayetçiyi yanıltıcı nitelikte olmadığı gibi, denetleme olanağını da ortadan kaldırmadığından, yasal unsurları itibariyle oluşmayan suçtan beraati yerine hile ve desiselerle aldattığından bahisle mahkumiyetine hükmolunması” isabetsizliğinden hükmün bozulmasına ve bu bozma kararının hükmü temyiz etmeyen sanık N’ye de teşmiline karar verilmiştir.

Yerel mahkeme ise 04.02.2003 gün ve 3-21 sayı ile; “... olayda sanık T’nin evinin malikinin kendisiymiş gibi gösterdiği ve alışverişi bu şekilde gerçekleştirdiği bunun üzerine müştekinin tapu dairesine giderek evin kime ait olduğunun sorması üzerine normal yaşam şekilleri içerisinde tapudaki memurun da T. ismini belirtmesi üzerine müştekinin parayı sanığa ödediği, bu şekli ile müştekinin tapu ile ilgili aleniyet ilkesini de yerine getirdiği, zaten sanıkların eyleminin tapuya kayıtlı olan evin mülkiyetinin T’nin oğlu küçük T’ye ait olması üzerine gerçekleştiği, tanık A’nın da aynı şekilde evin satışı ile ilgili T. tarafından yönlendirildiği ve tanık A’nın da tapuya gidip sorduğunda, tapudakilerin daha önce yaşanan eylem nedeni ile veya tapudaki memurun konu hakkında gerekli bilgi vermesi sebebi ile evin mülkiyetinin küçük T’ye ait olduğunun anlaşıldığı bu sebepten alışverişin gerçekleşmediği, anlaşılmaktadır.

Mahkememizce kabul edilen müşteki ve sanık beyanları ve tanık beyanlarına göre sanıkların küçük T’ye ait olan evi baba T’ye aitmiş gibi göstererek satış işlemini gerçekleştirmek istedikleri, müştekinin tapudan da T. ismini öğrenmesi ile parayı ödediği, daha sonra sanıkların mahkemeye başvurarak, evin satışı için izin talep ettikleri ve bu izin talebinde de farklı gerekçeler belirttikleri ve Sulh Hukuk Mahkemesi’nin de bu konuda red kararı verdiği, sanıkların eyleminin değerlendirilmesinde dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluştuğu, satış talebinin de Sulh Hukuk Mahkemesi’ne 18.02.2002 tarihinde yapılmış olduğu göz önüne alındığında, sanıkların hile ve desiselerinin devamı olarak müştekiyi oyalama yoluna gittikleri açıkça anlaşılmaktadır” gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.

Bu kararın da sanıklar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine yerel mahkemece, direnme kararının ilk hükmü temyiz etmeyen ve bu konuda bozmanın sirayetine karar verilen sanık tarafından temyiz edilemeyeceğinden bahisle sanık N. vekilinin temyiz talebinin reddine ilişkin ek karar verilmiştir.

Bu kararın da sanık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığı’nın, sanık N. yönünden “temyiz isteğinin reddine ilişkin kararın onanması”, sanık T. yönünden ise, “bozma” istekli 28.06.2004 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulu’nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

Ceza Genel Kurulu Kararı

Sanıkların dolandırıcılık suçundan cezalandırılmalarına karar verilen somut olayda, özel daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık, yüklenen dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.

1- Sanık N. vekilinin temyiz talebinin reddine ilişkin verilen ek karara yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;

Yerel mahkemece hakkında verilen ilk mahkumiyet hükmünü temyiz etmeyen ve bu nedenle özel dairece bozma kararı kendisine de teşmil edilen sanık N’nin vekilinin, direnme kararına karşı yasa yoluna başvurduğu anlaşılmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun süreklilik gösteren kararlarında da vurgulandığı üzere, hükmü temyiz etmeyen sanığın, teşmil nedeniyle bozma kararının sonucundan yararlanabilmesi için öncelikle bozma kararına uyulması ve cezanın uygulanmasında önceki hükmü temyiz eden diğer sanık lehine yeni bir karar verilmesi zorunludur. Ancak o zaman lehe olan bozma kararı, adaleti sağlamak amacıyla hükmü temyiz etmeyen sanığa sirayet ettirilecektir. Aksi takdirde temyiz davası açan sanık için kabul edilmeyen bir bozma nedeninin, yasa yoluna başvurmayan sanık lehine kabulü gibi bir sonuca ulaşılacaktır. Bu sonuç ise, temyiz eden sanığın aleyhine, temyiz etmeyen sanığın lehine olup, eşitlik ilkesine aykırı olarak çelişkili bir uygulamaya neden olacağından sirayet kurumunun amacına aykırıdır. Nitekim öğretideki baskın görüş de bu doğrultudadır (Prof. N.Kunter, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, No: 546).

Bu nedenle yerel mahkemece bozma kararına uyulmadığı takdirde bozmanın, önceki hükmü temyiz etmeyen sanığa sirayeti olanağı bulunmadığından direnme kararını temyiz etmesi de olanaksız olup, yerel mahkemece temyiz isteminin reddine karar verilemesi isabetlidir.

2- Sanık T. hakkındaki mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;

Dolandırıcılık suçu, TCY’nın “Mal Aleyhine İşlenen Cürümler” başlığını taşıyan onuncu babının 503. maddesinde, “bir kişiyi kandıracak nitelikte hile ve desiseler yaparak hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisine veya bir başkasına haksız çıkar sağlamaktır” şeklinde tanımlanmıştır. Bu suçun unsurlarının oluşabilmesi için;

a) Fail tarafından hile ve desise yapılmalıdır. Mağdurun inceleme eğilimini etkisiz kılacak nitelikte birtakım hareketlerde bulunulmalıdır. Örneğin failin maddi bulguları gizlemesi, mevcut bulguları ortadan kaldırması veya bu bulguların ortaya çıkmasını engellemesi ve bunları saklaması gerekir.

b) Yapılan hile ve desise bir kimseyi kandırabilecek nitelikte olmalıdır. Hile ve desisenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, failin durumu, mağdurla olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, gizlenen veya değiştirilen belgelerle gerçek olduğundan bahisle gösterilen belgelerin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.

c) Mağdurun veya başkasının zararına, kendisi veya başkası lehine haksız bir çıkar sağlanmalıdır. Fail kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hile ve desise yapmalı, verilen zarar ile sanığın eylemi arasında uygun nedensellik bağı bulunmalıdır. Zarar, nesnel kişisel ölçüler göz önünde bulundurularak belirlenecek ekonomik zarardır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Yakınan C. 27.05.2002 tarihinde C.Savcılığı’na sunduğu dilekçede; sanıklar T. ve N’nin, bir daireyi 3 ay kadar önce kendisine satmak istediklerini, 13 milyar 500 milyon liraya anlaştıklarını, tapudan sorduğunda taşınmazın T. adına kayıtlı olduğunun söylendiğini, meğer küçük oğulları T. adına kaydettirmiş olduklarını, baba T. adına kayıtlı diye parayı peşin ödediğini, tapu işlemlerini yapmaya gittiklerinde taşınmazın küçük oğulları adına kayıtlı olduğunu, mahkemeden bu yeri satmak için izin alacaklarını söylediklerini, kabul edip bir an önce bu işlemi tamamlamalarını istediğini, mahkemeden izin almak için dava açıldığını ancak takip etmediklerini, parayı aldıklarına dair belge istediğinde ise vermediklerini ve sanıklardan T’nin, ileride Almanya’ya gideceğini oradan para getireceğini söyleyerek kendisini oyaladığını, bunun üzerine dolandırıldığını anladığını, şikayetçi olduğunu belirtmiş, C.Savcılığında da benzer şekilde anlatımda bulunmuştur.

Duruşmada da benzer şekilde anlatımda bulunmakla beraber, aynen, “Ben parayı tapuda T. diye gözükünce kendisine verdim, ancak işlem yapılacağı sırada tapu müdürü tapuda kayıtlı olan T. isimli kişi küçük çocuktur, bunun için mahkemeden izin almanız gerekir, dedi. Bunun için mahkemeye başvuruldu, üç defa mahkemeye gelmediler. Bu arada ikinci bir kişiye de satış olmuş, A. isimli kişiyi de dolandırmışlar. Ben de acil ihtiyaç var deyince, daha önce bilmediğim için söylenenlere kandım ve parayı verdim” şeklinde beyanda bulunmuştur.

Sanık T., C.Savcılığı’ndaki ifadesinde, diğer sanık N. ile müşterek çocukları olan T’nin üzerine bir ev yaptığını, sanık N’nin bu evi satmak için yakınan ile anlaştığını, bu esnada yanlarında olduğunu, ancak satışa karışmadığını, çocuğun yaşı küçük olduğundan mahkeme kararı gerektiğini, mahkemenin ise satışa izin vermediğini, bu nedenle sanık N’nin almış olduğu 500 milyon lira kaparoyu yakınana geri verdiğini, yüklenen suçu kabul etmediğini, satışı kendisinin yapmadığını beyan etmiştir.

Duruşmada ise, evi satmak için kaparo almış olduğunu, yazılı herhangi bir belge bulunmadığını, kaparoyu da iade ettiğini söylemiştir.

Sanık N., C.Savcılığı’ndaki ifadesinde, diğer sanık T. ile yaklaşık 13 yıldır gayrı resmi olarak birlikte yaşadıklarını, 11 yaşında T. adlı bir çocuklarının olduğunu, sanık T’nin yaklaşık 5 yıl önce kendisine bir ev satın alıp bu evi müşterek çocukları T’nin üzerine kaydettirdiğini, 2-3 ay önce yakınan C’nin bu evi satın almak istediğini, evin çocuğun üzerine kayıtlı olduğunu yakınana söyledilerini, 11,5 milyar liraya anlaştıklarını, 5 milyarını peşin verdiğini, daha sonra tapuya gittiklerinde çocuğun adına evi satmaya yetkili olduklarına dair mahkemeden karar getirmeleri gerektiğinin söylendiğini, satış izni almak için mahkemeye başvurduklarını, ancak mahkemenin bu talebi kabul etmediğini, dolayısıyla evi satamadıklarını ve aldıkları 500 milyon lirayı iade ettiklerini, pazarlık işini kendisinin yaptığını, bu sırada sanık T’nin de yanlarında olduğunu, yakınanı kandırmadıklarını, yüklenen suçu işlemediklerini beyan etmiş, duruşmada da benzer şekilde anlatımda bulunmuştur.

Tanık M., C.Savcılığı’nda, kardeşi olan yakınanın, sanık T’den ev satın aldığını, pazarlık yapılırken yanlarında olduğunu, bir süre sonra kardeşinin parayı verdiği halde evi teslim etmediklerini söyleyip düzenlediği senedi imzalamaları için götürmesini istediğini, sanık T’nin senedi imzalamadığını beyan etmiştir.

Duruşmada da benzer şekilde anlatımda bulunmakla beraber, kardeşinin imzalatması için senet vermesi üzerine evlerine gittiğinde sanıkların, “biz senet imzalamayız, böyle bir alışveriş yaptık ama senet imzalamayız” dediklerini, paranın ödenmesi sırasında yanlarında olmadığını ancak kardeşinin parayı ödediğini belirttiğini söylemiştir.

Tanık T., C.Savcılığı’nda; yakınanın ev satın alması sırasında pazarlık ederlerken yanlarında olduğunu, sanıklar ile 13,5 milyar liraya pazarlık ettiklerini ve yakınanın parayı sanıklara verdiğini gördüğünü, henüz tapuya gitmeden sanıkların borçları olduğunu belirterek parayı istediklerini, yakınanın da kendisinin yanında verdiğini, bilahare tapuya gittiklerinde tapunun sanık T’nin değil küçük oğlu T. adına kayıtlı olduğunu yakınanın kendisine anlattığını beyan etmiştir.

Duruşmada ise, sanık ve yakınan ile beraber çalıştıkları sırada sanığın paraya ihtiyacı olduğundan evini satacağını belirtmesi üzerine yakınanın 13,5 milyar lira karşılığında evi satın almasına aracılık ettiğini, önce 8,5 milyar daha sonra da 5 milyar lira ödenecek olduğunu, bu ödemelerin yapıldığını ve bu sırada yanlarında olduğunu, tapuya gidildiğinde evin sanıkların çocuğu küçük T. adına kayıtlı olduğunun ortaya çıktığını, paranın da duruşma gününe kadar iade edilmediğini bildiğini, sanık T’nin Mersin’de evi olduğunu satıp ödeyeceğini belirttiğini söylemiştir.

A. duruşmada dinlenmiş olup; sanık T’nin satılık evi olduğunu öğrenince talip olduğunu, sanığın, bu evi başkasına satmak için anlaştığını ve bir miktar da kaparo aldığını, geri iade edeceğini söylediğini, tapudan baktığında evin T. adına kayıtlı olduğunu öğrenince sanıktan evi 15 milyara satmasını istediğini, sanığın da gayrı resmi yaşadığı eşinin cezasının geldiğini, ödemek zorunda olduğunu belirtip bir milyar lira istediğini, senet mukabilinde bu parayı verdiğini, daha sonra evin küçük T. adına kayıtlı olduğunu ve yakınana satış yapıldığını öğrendiğini, mahkemeden izin alınmak gerektiği halde alınmadığını, bu iş için sanık N’nin mahkemeye girmediğinin belirtildiğini söylemiştir.

K. duruşmada dinlenmiş olup; yakınanın evinde kiracı olduğunu, ev satışından bir milyar lira eksiği olduğunu söyleyince bu parayı yakınana verdiğini, o arada ev satışının 13 milyar lira karşılığında olduğunu öğrendiğini, ne kadar para verildiğini bilemediğini ancak sanık T’nin parayı saydığını ve diğer sanık N’ye verdiğini gördüğünü, bu esnada senet yapılmadığını beyan etmiştir.

M. duruşmada dinlenmiş olup; bir gün karşılaştığı yakınanın, sanık T’nin evini satın aldığını söylediğini, parayı ödeyip ödemediğini sorduğunda parayı ödediğini, satış işleminin yapılmadığını belirttiğini, sanık T’nin koluna girip birlikte onun evine gittiğini, evin satışı ile ilgili para alıp almadığını sorduğunu, sanık sattığını söyleyince ya satışı vermesini ya da parayı iade etmesini belirttiğini, sanığın akşam gelmesi halinde parayı vereceğini söylemesi üzerine akşam tekrar gittiğinde evde kimse olmadığını söylemiştir.

Niğde Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2002/189 esas sayılı dosyasının incelenmesinde;

T’nin 18.02.2002 havale tarihli dilekçe ile N. ile yaptığı gayrı meşru evlilikten olma 14.05.1991 doğumlu T’nin tanıma yoluyla babası olduğundan bahisle, taşınmazları satıp Mersin iline taşınabilmeleri için adı geçene vasi olarak atanma talebinde bulunduğu, mahkemece 19.02.2002 gün ve 189-168 sayı ile vasi olarak tayinine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Yine Niğde Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2002/197 esas sayılı dosyasının incelenmesinde;

T. 19.02.2002 havale tarihli dilekçe ile, velayeti altında olduğunu belirttiği küçük T. adına tapuda kayıtlı olan taşınmazın, Mersin’e taşınmaları nedeniyle satışının gerektiğinden bahisle, satışa izin verilmesi için mahkemece izin verilmesini talep etmiş,

Yapılan yargılama sonucunda mahkemece 16.05.2002 gün ve 197-562 sayı ile T’nin, küçük T’ye yanlışlık sonucu vasi olarak tayin edildiği, ana ve baba evli değilse Medeni Yasanın 337. maddesi uyarınca velayetin anneye ait olacağı, davacı babanın velayetinin söz konusu olamayacağı, kaldı ki satışın küçüğün lehine olduğuna dair hiçbir delil ileri sürülmediği gerekçesiyle satışa izin talebinin reddine karar verilmiştir.

Niğde İcra Müdürlüğünün 2002/2706 esas sayılı takip dosyasının incelenmesinde;

C. vekilince 28.05.2002 tarihinde, boçlular T. ile N. aleyhine, daire alım satımına dayanan 13.500.000.000.- Lira alacak için ilamsız takip talebinde bulunulduğu, örnek 49 nolu ödeme emrinin borçlulara 30.05.2002 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine borçluların 31.05.2002 tarihinde borçlarının olmadığından bahisle takibe itiraz ettikleri ve icra müdürünce, borca itiraz nedeniyle takibin durdurulmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.

Bütün bu bilgi ve belgeler bir arada ele alınıp değerlendirildiğinde;

Sanıklar T. ile N’nin, tapuda küçük çocukları T. adına kayıtlı olan taşınmazı, yakınana satmak hususunda anlaşmaya vardıkları, bunun üzerine yakınanın taşınmaz bedeli olan parayı peşin olarak verdiği ve satış işlemlerinin yapılması için tapu dairesine gidildiğinde taşınmazın küçük T. adına kayıtlı olduğundan işlemin tamamlanamadığı, sanıkların satış izni sağlamak için açtıkları davanın mahkemece reddedildiği, taşınmazın yakınan adına tescilini bu nedenle sağlamadıkları açıktır. Yakınanın iddiasının kabulü halinde dahi, aleni olan tapu kayıtlarını yeterli derecede araştırmamasında, doğrudan sanıklardan kaynaklanan herhangi bir hile ya da kandırmaya yönelik davranış bulunmamaktadır. Bu oluş içerisinde sanıkların, satış anlaşmasından önce, taşınmazın küçük T. adına kayıtlı olduğunu söylememek dışında yakınana yönelik olarak başkaca bir kandıracak söz ve davranışta bulunduklarına ilişkin dosyada herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. Yerleşmiş yargısal kararlarda da kabul edildiği üzere, önceden doğmuş bir borçtan dolayı sanığın, mağdura karşı hile ve desiseler kullanarak edimini yerine getirmemesi, menfaat daha önceden elde edilmiş olduğundan dolandırıcılık suçunu oluşturmayacaktır. Somut olayda sanıkların, ev satışından önce mağduru kandıracak söz ve davranışlarda bulunarak, onu yanıltmaları söz konusu olmadığına, dosyada bu yönde bir kanıt bulunmaması karşısında, artık dolandırıcılık suçunun oluştuğunun kabulü de olanaksızdır.

Bu itibarla somut olayda satış bedelinin iade edilmemesinden kaynaklanan bir hukuki uyuşmazlık bulunduğu, dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı nazara alınmadan, dosya kapsamına uymayan gerekçelerle direnme kararı verilmesi isabetsiz olup, yerel mahkeme hükmünün bozulmasına, lehe olan bu bozmanın CYUY’nın 325. maddesi uyarınca sanık N’ye de sirayetine karar verilmelidir.  (CGK 12.10.2004 tarihli ve Esas No:2004/11-150 Karar No:2004/192 Künyeli İçtihadı)

Hilenin İlk Bakışta Anlaşılmaması Gerekir

Tahrifat yapılan bonolara istinaden  yapılan icra takibinde, ödeme emrini alan müştekiler,  hile ve desiseyi ilk bakışta anlamışlarsa  dolandırıcılık(theft by deception) suçu oluşmaz.

Tahrifat yapılan bonolara istinaden  yapılan icra takibinde, ödeme emrini alan müştekiler,  hile ve desiseyi ilk bakışta anlamışlarsa  dolandırıcılık(theft by deception) suçu oluşmaz.Müştekiler hile ve desiseye kanmayarak veya inanmayarak hemen şikayetçi olmaları ve sanık tarafından çıkar sağlanmamış ve  mağdurlara zarar verilmemiş ise  dolandırcılık suçunun unsurları tekevvün etmemiştir.Bir kimsenin iyi niyetinden yararlanarak  kandırıcı vasıftaki  hilelerle mağdur kandırılıp  sanık veya sanığın yakınlarına  haksız çıkar sağlanması gerekir.Şikayetçiler aleyhine yapılan icra takibi  sırasında, müşteki Mürüvvete yapılan ödeme emri üzerine, başkaca bir işlem yapılmadan alacaktan feragat edilmiştir.Diğer müşteki Tekin'e ise sadece ödeme emri tebliğ olunmuş ve sanıklar herhangi bir çıkar sağlanmamıştır. Müştekiler yanıltılmadıkları gibi sanıklar da herhangi bir çıkar sağlamamıştır.Bu itibarla resmi varakada sahtecilik suçu yanında  dolandırıcılık suçu oluşmamıştır. Sanığın beraatın karar verilmesi  gerekirken, mahkumiyetine karar verilmesi hukuka ayıkırıdır( CGK 21.11.1995 tarihli ve 307-338 künyeli içtihadı)

Nüfus Bilgilerine Herzaman Uluşılabilir

Bildirim yükümlülüğünü yerine getirmemenin hileli hareket olarak kabul edilemeyeceği gibi sanığın nüfus kayıtlarındaki bilgilerin her zaman denetlenmesinin de mümkün olduğu, anılan kurumun ihmali sonucu hesabına yatırılan parayı almaya devam etmek biçimindeki sanığın eyleminde dolandırıcılık suçunun hile unsurunu oluşturur

Dolandırıcılık suçunda unsur olan hileli hareketlerle kişinin aldatılıp, kendi veya bir başkasının mal varlığı aleyhine bir işlemde bulunmaya yöneltilmesi ve bu işlem sonucunda sanığa veya başkalarının yararına haksız bir menfaat sağlanması gerekir.Somut olayda;ölen eşinden dolayı şikayetçi Emekli Sandığından dul aylığı bağlanan sanığın 02.02.2000 tarihinde bir başka kadın ile resmi olarak evlenmesine karşın bu durumu adı geçen kuruma bildirmeyerek 31.12.2005 tarihine kadar aylık almaya devam etmek suretiyle kamu kurumu aleyhine dolandırıcılık suçunu işlediği iddia ve kabul olunmuş ise de;bildirim yükümlülüğünü yerine getirmemenin hileli hareket olarak kabul edilemeyeceği gibi sanığın nüfus kayıtlarındaki bilgilerin her zaman denetlenmesinin de mümkün olduğu, anılan kurumun ihmali sonucu hesabına yatırılan parayı almaya devam etmek biçimindeki sanığın eyleminde dolandırıcılık suçunun unsuru olan hileli hareket bulunmadığından, fiilinin teselsülün son bulduğu tarihte yürürlükte bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun  nun 160. maddesinde yaptırıma bağlanan hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçunu oluşturacağı gözetilmeden suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde dolandırıcılık suçundan mahkumiyet hükmü kurulması, hukuka aykırıdır (11.CD  12.05.2010 tarihli ve Esas No:2010/13138  Karar No:2011/1578 künyeli içtihadı)

Tapu Sicili Aleni Olduğundan Bununla İlgili Hİleler Kandırıcı Nitelikte Değildir

1-)Her türlü hile ve desise dolandırıcılık suçunu oluşturmaz.Sadece kandırıcı nitelikte olanlar  dolandırıcılık suçunu oluşturur.Mağdurun denetlme imkan ve isteğini kaldıran hile ve desise dolandırıcılık suçunu oluşturur.

2-)Tapu sicili kayıtları aleni olduğundan, bunlarla igili hile ve desise dolandırıcılık suçunu oluşturmaz.

3-)Noterden taşınmazların satışına ilişkin  vekaletname tanzim edildiğide, suça konu taşınmazların Maliye adına  kayıtlı olduğu tapu sicilinden  öğrenilmesi  imkanı  olduğundan, sanığın fiili kandırıcı niteliğe ulaşmadığından, dolandırıcılık suçunun  kanununi unsurları tekevvün etmemiştir.(11.CD.4.12.2003 tarihli ve 2003/9934E, 2003/8745K sayılı içtihadı)

4-)Hile icrai bir hareketle olabileceği gibi selbi bir hareketle de olabilir. Fail gerçek durumun gizlemek suretiyle dolandırıcılık suçunu irtiakap edebilir.

5-)Sanığın, bozuk olan mali durumunu  müdahilden gizleyip  ödeyeceğine inandırarak   borç para aldığı  ve karşılığında dava konusu çekleri  verdiği ancak tespit edilen tarihte  karşılığını ödemediği ve hüküm tarihine kadar da  borcunu ödemediği ve kendi iflasını  talep etmesi fiili, dolandırıcılık suçunu oluşturur( Ceza Genel Kurulu Kararı, 9.11.1987 tarihli ve 6-347/531 sayılı içtihadı)

6-)Sanığın eşi ve çocuklarına ait olan daireyi  müştekiye satmak için anlaşması ve bilahare de 18.12.2000 tarihinde Niğde Sulh Hukuk Mahkemesinde  satış izninin verilmemesi nedeniyle  satışın gerçekleşmemesi  halinde fiil, dolandırıcılık suçunu oluşturmaz. Tapu kayıtlarının aleniyeti  nedeniyle  müşteki her zaman denetleme imkanına  olmasınden dolayı,   dolandırıcılık suçunun unsurları oluşmamıştır.( 11.CD. 7.11.2002 tarihli ve 2002/11407-8685 sayılı kararı)

Sözleşmedeki Ev İle Teslim Edilen Evin Farklı Olması

1-)Sözleşme ile vaad edilen ev  ile teslim edilen evin farklı olması halinde, sanığın, sözleşmeyi yaptığı tarihte vaad ettiği vasıftaki  bir  edimi yerine getirip getirmeme konusunda güçe sahip olup olmadığı araştırılarak suçun vasfı tayin ve  tespit edilmelidir.

2-)Şikayetçinin, … İnşaat Tic. Ltd. Şti.nden 11.04.2001 tarihli konut satış sözleşmesiyle 9.675 TL. ye, 3.000 TL.si peşin, kalanı için de senet vermek suretiyle sanıklar tarafından kendisine gösterilen ve sözleşmede mevkii, ada, parsel, blok ve metrekaresi yazılı yeri satın aldığını, senetleri zamanında ödediğini, ancak 2002 yılı Haziran ayı içerisinde sanıklar tarafından kendisine ihtarname gönderilecek arsa payına mahsuben 6.990 TL. ücret istendiği gibi belirtilen sürede evin teslim edilemediğini, sanıkların daha sonra da önceki sözleşmeyi fesh ederek yine mevkii, ada, parsel, blok ve metrekaresi yazılı 06.08.2002 tarihli bir sözleşme yaptıklarını ve sözleşmeyle birlikte 2.750 TL.daha ödediğini, ancak kendisine gösterilen yerlerin başkalarına ait olup, sözleşmede yazılı yerlerle kendisine gösterilen yerlerin farklı olduğunu, iddia etmesi, sanıkların şikayetçi ile aralarında konut satış sözleşmesi olduğunu, şikayetçinin taksitleri ödememesi nedeniyle dairesinin teslim edilmediğini, halen üyeliğinin devam ettiğini, konut satış sözleşmenin 10.maddesine göre şirketin sözleşme gereği verilmesi gereken dairenin yerini tek taraflı olarak değiştirebileceğini savunmaları karşısında, gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi açısından, suça konu kira sözleşmelerinde yazılı yerlerin kime ait olduğu, şikayetçiye gösterilen yerlerle aynı yer olup olmadığı, sanıklar tarafından herhangi bir inşaat yapılıp yapılmadığı, sözleşmede taahhüt edilen daireleri yapma gücünün bulunup bulunmadığı usulünce araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde eksik soruşturmayla hüküm kurulması,11.CD 10.02.2010 tarihli ve Esas No:2009/3994 Karar No:2010/672  sayılı içtihadı)

Banka Kartında Yapılan Dolandırıcılık Suçununu Mağduru

1-)Banka kartı kullanılarak yapılan dolandırıcılık suçununun mağduru birden fazla olabilir.

2-)Dış yüzünde Kamil ismi  ve Türkiye İ...  Bankası yazılı  suça konu kredi kartına  yabancı bankadaki hesaba ait  kredi kartının  manyetik şerit bilgilerinin kotlanması  suretiyle  tamanen sahte olarak üretilmesi  ve suça konu kartın  şikayetçi P... T.A.Ş.'ye  üye iş yerinde  kullanılmak  istendiğinden  bahisle  sanık hakkında  sahtecilik ve dolandırıcılık  yapılan   yargılamada; 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun  79. maddesi delatiyle hüküm kurulan davada, Yargıtay Ceza Genel Kurulunu'nun  29.05.2001 tarih ve 6/106-111  sayılı  içtihadında  mal ve hizmet alımı bedellerinin  sözleşmeler gereği  üye  iş yerlerine  ödeyen Türk Bankalarının  bu işlemlerde aracılık yaptıkları, dava konusu olayın arz ettiği  özellik itibariyle  kart hamili,  üye iş yeri,   aracı banka veya kartı çıkran yabancı banka veya kurumun  dolandırıcılık suçundan zarar görme ihtimali  bulunduğunun belirtilmesi karşısında mahkemin katılma talebini sadece dolandırıcılık  suçu yönünde kabul etmesi gerektiği; sahtecilik suçundan dolayı da doğrudan doğruya zarar  gören  yabancı banka oluduğundan,  üye iş yerinin sahtecilik suçundan dolayı  doğrudan doğruya zarar  görmediğinden  davaya katılma hakkının bulunmamaktadır(11.CD 17.09.2008 tarihli ve  2008/11714E, 2008/8918K sayılı İçtihadı,  Müstemidatı İstanbul 1. Ağır Ceza mahkemesinin  13.12. 2007 tarihli ve 2007/ 382 Esas sayılı Kararı

Dolandırıcılık Suçunda Mağdurun Doğrudan Mutazarrır Olması Gerekir

1-)Dolandırıcılık suçundan  dolayı mağdur sıfatını alabilmek için, fiilden dolayı  doğrudan doğruya  zarar görmek gerekir. Dolandırıclık suçu adına tanzin edilmiş  sahte belgelerin  kullanılması halinde doğrudan zarar görme hali sözkonusu değildir

2-)Sanığın, Abdullah Akyay  adına düzenlediği sahte belgelerle çek hesabı açtırdıktan sonra, suça konu çek ile katılan Galeri mal almak suretiyle, Abdullah Akyay'ın, yüklenen dolandırıcılık suçundan doğrudan doğruya bir zararı bulunmadığı gözetilmeden davaya katılmasına “kendisini vekille temsil ettirdiğinden” bahisle lehine vekalet ücretine hükmolunup, özel hukuka ilişkin haklarının saklı tutulmasına karar verilmesi, hukuka aykırıdır(11.CD 24.11.2010  tarihli ve Esas No:2010/12326  Karar No:2010/13238  saylı içtihadı)


Doğmuş Bir Borç veya Zarar İçin Sahte Çek Verilmesi Halinde Dolandırıcılık Suçu Oluşmaz

Doğmuş bir borç veya zarar için vadeyi uzatmak amacı ile  sahte bir çek vey senet verilmesi halinde dolandırıcılık suçu oluşmaz

1-)Doğmuş bir borç veya zarar için iğfal kabiliyeti olmayan sahte bir çek veya bono gibi resmi bir evrak verilmesi halinde dolandırıcılık suçu oluşmaz. Sahte senedin iğfal kabiliyeti yoksa sahtecilik suçu da oluşmaz. Eğer sahte senet veya çekin  iğfal kabiliyeti varsa bu durumda sahtecilik suçu oluşur.(Ceza Genel Kurulunun 3.3.1998 tarih ve 6/8-69 sayılı kararı ve bu kararını teyit eden 11.CD.12.12.2006 tarih ve 6881/10155 sayılı Kararı) Sahte belgenin mahiyetine göre resmi veya hususi belgede sahtecilik suçu oluşur

2-)Suça konu sahte çeklerin, karşılıksız çıkan çeklerin yerine verildiğinin anlaşılması karşısında dolandırıcılık suçu oluşmaz.( 6.CD. 28.03.2008 tarih ve 5990/3073)

3-)Her hileli davranış dolandırıcılık suçunu olşturmaz .Yargıtay kararlarına göre, mağduru kandırabilecek nitelikte hile dolandırıcılık suçunu oluşturur. Mağdurun denetleme imkanı ve isteğini ortadan kaldırmayan hileler dolandırıcılık suçunu oluşturmaz

4-)Sanığın suça konu üç adet çeki  alacaklısı  Şehmus'a  önceden doğmuş  borcuna karşılık  vermiş olması nedeniyle  dolandırıcılık suçunun  kanuni unsurları  oluşmadığı halde,   sanığın beratı yerine  yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi  bozmayı gerektirmiştir( 29.11.2007 tarihhli ve 2007/7718E, 2007/8624K sayılı içtihadı YKD Ekim 2008, müstenidatı Bursa 3. Ağır ceza Mahkemesinin  16.04.2007 tarihli ve  2007/93 Karar sayılı dosyası)

Dolandırıcılık Suçunda Suç İşleme Kastı

Dolandırıcılık suçunda, suç işleme kastı bulunmuyorsa, bu durumda  dolandırıcılık suçu oluşmaz

1-)Dolandırıcılık suçunda, suç işleme kastı bulunmuyorsa, bu durumda dolandırıcılık suçu oluşmaz.Ancak  dolandırıcılık suçunda suç işleme kastının bulup bulunmadığını her olayın özeliklerine göre  tespit etmek gerekir.

2-)Satın alındıktan sonra ayıplı çıkan bir malın karşılığını ödememek için hile saia veya yalan söylenmesi halinde, suç işleme kastı bulunmamaktadır.Zaten, hile. sania, yalan veya dolandırıcılık borcun vaadesinin uzatılması fiilinde suç oluşmamaktadır.

3-)Sadece kullanmaya yönelik olsa bile, dolandırıcılık(theft by deception)  suçu oluşur.Yani bir taksiyi kullanıp  iade etmek amacıyla mağdurun elinden hile veya sania ile elinden  alınması halinde dolandırıcılık suçu oluşur.Mezkur taksinin bilahare iade edilmesi niyeti fiili suç olmaktan çıkarmaz.Ancak temel cezanın takdirinde kastın yonğunluğunu tayin açısından önemlidir.

Hakiki İktisadi Durumunu Gizlemek Suretiyle Dolandırıcılık

Sanığın ödeme gücü olmadığını bilmesine rağmen gerçek iktisadi durumunu gizlemek suretiyle dolandırıcılık suçunu irtikap etemesi mümkündür.

Sanık, resmen kendi adına kayıtlı olan Y... Oto Galeri isimli iş yerinde kar ortağı olan Ahmet (Mete) ile birlikte oto alım satımı işiyle uğraştığını, katılan Mustafa'ya ait aracın 23.500 TL'ye satın alınmasıyla ortağının ilgilendiğini, katılan Mustafa'ya 8.500 TL peşinatı 04.12.2007 tarihinde verip kalan 15.000 TL'yi üç gün sonra ortağı ile gönderdiği halde ortağının katılana aracı satın almaktan vazgeçtiğini söyleyip önceden verilen 8.500 TL'yi de katılandan alarak ortadan kaybolması nedeniyle maddi durumu bozulduğundan diğer katılanlara olan senet borçlarını ödeyemediğini, suç işleme kastı bulunmadığını savunmuş, ise de; sanık ortağının 07.12.2007 tarihinde 23.500 TL parayı alıp gittiğinden ekonomik durumunun bozulduğunu belirtmesine ve bu tarihten sonra katılanlara ait araç bedellerini ödeme gücü olmadığını bilmesine rağmen paralarını vermemek kastıyla hareket ederek, katılan Birgül'ün aracını 10.12.2007 günü 16.750 TL bedelle satın aldığı halde aynı gün 10.12.2007 tarihinde 15.750 TL'ye Ankara'da galericilik yapan Yüksel isimli kişiye sattığı, yine katılan Mahmut'un aracını da 10.12.2007 günü 17.000 TL bedelle satın aldığı halde 2 gün sonra 12.10.2007 tarihinde 13.750 TL'ye Ankara'da dolmuşçuluk yaptığını belirten Mehmet S...'ye sattığı böylece araçların katılanlardan satın alınmasından çok kısa süre sonra ve yakın tarihlerde araçları satın aldığı bedellerden daha düşük bedelle her ikisi de Kırıkkale Delice Çatallı nüfusuna kayıtlı Yüksel ve Mehmet S...'ye satıp işyerini boşaltarak Ankara'yı terk etmesi olgusunu ve dosyada toplanan tüm delilleri birlikte değerlendiren mahkemenin sanığın başlangıçtan bu yana dolandırıcılık kastıyla hareket ettiğine dair ulaştığı kanaatte bir isabetsizlik görülmemiştir(Onama) (11.CD , 24.06.2010 tarihli ve  Esas No:2008/16960   Karar No: 2010/7299 künyeli içtihadı)

Tekemmül Etmiş Dolandırıcılık Suçunda Suç Tarihini Tespiti

Dolandırıcılık suçunun  suçunda suç tarihini tespit etmek için, öncelikle, fiilin vasfını tespit etmek gerekir.Dolandırıcılık suçunun  teşebbüs  aşamasıda  kalıp kalmadığını, tekemmül edip etmediğini ya da dolandırıcılık suçunun teselsülen irtikap edilip edilmediğini tespit edilmesi gerekir

1-)Dolandırıcık suçunda  hileli hareketi  veya hareketsizliği müteakip,  haksız menfaat  mağdurun hakimiyetinden çıkıp şüphelinin veya üçüncü kişinin hakimiyetine girdiği anda  suç tekemmül ettiğinden suç tarihi de buna göre tespit edilmesi gerekir.Mesela  sahte çek kullanılarak  bir teyp alınması halinde suç tarihi teybin şüphelinin hakimiyetine geçtiği tarihtir.Dolandırıcılık suçu,  zararın doğduğu anda değil, menfaatın sağlandığı daha doğru bir ifade ile  menfaat faalin hakimiyetine girdiği anda  suç  tekemmül eder.Mağdura ait menfaat  mağdurun hakimiyetinden çıkmasına rağmen, şüphelinin hakimiyetine girmemişse suç teşebbüs aşamasında kalmıştır. Mesela  ' bu karayı al parayı' tabir edilen oyunda, menfaat,  mağdurden çıkıp, taburenin üzerine konduktan sonra, durumu fark eden Emniyet görevlilerinin parayı alması fiilinde dolandırıcılık suçu teşebbüs aşamasında kalmıştır.

2-)Sosyal Sigortalar Kurumu Tahsisler Daire Başkanlığının 6.01.2003 tarihli cevabı yazısında  belirtildiği üzere  tahsis talep dilekçesi üzerinde  yaşlılık aylığının bağlandığı 01.06.1997 tarihinin  suç tarihi olduğu nazara alınarak  bu tarihi göre dava zamanaşımın  tespit edilmesi gerekirken,  suç tarihinin hesaplanmasında  hataya düşülerek  yazılı şekilde özel belgede  sahtecilik suçundan mahkumiyetine karar verilmesi kanuna aykrıdır(11.CD 03.2005 tarihli ve  9720/1111 sayılı kararı)

Teşebbüs Aşamasında Kalmış Dolandırıcılık Suçunda Suç Tarihi

1-)Teşebbüs aşamasında da suç hileli hareketin yapıldığı veya mağdurun zarara uğradığı an suç tarihi olduğundan zamanaşımı bu tarihten itibaten işlemeye başlar

2-)Dolandırıcılık suçu,  zararın doğduğu anda değil, menfaatın sağlandığı,  daha doğru bir ifade ile  menfaat faalin hakimiyetine girdiği anda  suç  tekemmül eder.Mağdura ait menfaat  mağdurun hakimiyetinden çıkmasına rağmen, şüphelinin hakimiyetine girmemişse suç teşebbüs aşamasında kalmıştır. Mesela  ' bu karayı al parayı' tabir edilen oyunda, menfaat,  mağdurden çıkıp, taburenin üzerine konduktan sonra, durumu fark eden Emniyet görevlilerinin parayı alması fiilinde dolandırıcılık suçu teşebbüs aşamasında kalmıştır. Teşebbüs aşamasında da suç hileli hareketin yapıldığı veya mağdurun zarara uğradığı an suç tarihi olduğundan zamanaşımı bu tarihten itibaten işlemeye başlar

3-)Bazen dolandırıcılık suçu  teselsülen irtikap edilebilir. Teselsülen irtikap edilen suçlardan biri tekemmül etmiş diğeri de teşebbüs aşamasında kalmıştır. Bu durumda suç teselsülen irtikap edilen  dolandrıcılık suçudur. Temel ceza tekemmül etmiş suça göre tayin edilir. Ancak verilen ceza 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 43. maddesi gereğince arttırılır. Zamanaşımı  tarihi veya suç tarihi de teşebbüs aşamasında kalan dolandırıcılık sucundan itibaren işlemeye başlar. Teşebbüs aşamasında kalan dolandırıcılık suçunun irtikap edildiği gün zaman aşımı hesabına dahildir.

Teselsülen İrtikap Edilen Dolandırıcılık Suçunda Suç Tarihi

1-)Dolandırıcılık suçu bir defada irtikap edilebildiği gibi, teselsülen de irtikap edilmesi mümkündür. Teselsülen irtikap edilen dolandırıcılık suçunda suç tarihi, son teselsülün gerçekleştiği yerdir.

2-)Dolandırıcılık suçunun teselsülen irtikap edilmesi halinde, dolandırıcılık suçu, menfaatın alınması ile tekemmül ettiğinden suç tarihi son olarak menfaatın sağlandığı yerdir.

2-) Sanığın  müteselsil kefil olarak gösterdiği Ali  adına sahte  06.03. 1997 tarihinde  kredi kartı üyelik sözleşmesi yaparak aldığı kredi kartını  en son  18.04.2004 günü alışveriş yaptığı  gözetilmeden suç olarak 06.03.1997 tarihinin kabulü ile  zamanaşımı dolduğundan bahisle 765 sayılı(mülga ) Türk Ceza Kanunu'nun  102/4 ve 104/2. maddesi gereğince ortadan kaldırılmasına karar verilmesi hukuka aykırıdır( 11.CD 04.2007 tarihli ve  2006/220E ve 2007/4670 K sayılı içtihadı)

3-)Bir  kişinin sahte   belgeleri kullanarak  kendisine emeklilik aylığı bağlatması halinde iki türlü suç vardır. Bundan biri sahte resmi belgelerin kullanılması ile ilgili olan  sahtecilik suçu; resmi ve özel belgelerin  kuruma verilmesiyle  sahtecilik suçu tekemmül ettiğinden sahtecilik suçu yönünden zamanaşımı işlemeye başlar.  Buna karşılık  dolandırıcılık suçu, aylık alındığı için, teselsülen işlenmeye devam etmektedir. Suç tarihi aylığın son alındığı  tarihtir. Son aylık 10 yıl sonra olsa bile suç tarihi  son menfaatın temin edildiği tarihtir.

4-)Sanığın dul aylığı almasına rağmen, yetim aylığı başvurusu sırasında, kimlik araştırma belgesine dul aylığı almadığını  yazmak suretiyle  haksız olarak beş yıl kadar yetim aylığı aldığı anlaşıldığına göre, zincirleme biçinde dolandırıcılık suçu  işlenmiştir.Sanığın haksız olarak en son maaş aldığı  01.07.2004 tarihi  itibariyle, yürülükte  bulunan 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu'nun 102/4 ve 104/2 maddesine ceza zamanaşımı gerçekleşmemiştir(11.CD  28.04.2008 tarihli ve 2008/1243E ve 2008/3744K sayılı içtihadı YKD Şubat 2010)

Dolandırıcılık Suçunda Yetki

Bir banka şubesinden başka bir banka şubesine para göndertilmesi şeklinde irtikap edilen dolandırıcılık suçlarında, yetkili mahkeme  paranın gönderildiği yer mahkemesidir

İncelenen dosya içeriğine, sanığın, müştekiye,  Merter Şubesindeki hesabından 2700 YTL parayı Konya Nalçacı Şubesine havale yaptırıp ve parayı bankadan çekmek sureti ile müştekiyi dolandırdığı tüm dosya kapsamından anlaşılmakla  üzerine atılı suçun niteliğine, iddianamede olayın anlatılış biçimine ve Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararındaki gerekçeye göre, yerinde görülmeyen Bakırköy 2. Ağır ceza Mahkemesi'nin ........gün ve ......... sayılı  yetkisizlik  kararının  kaldırılmasina , (5.CD ,06.12.2006  tarihli ve  Esas No:2006/11791  Karar No:2006/9930

Önceden Doğmuş Borç

Önceden doğmuş borç dolandırıcılık suçunun konusu olamaz.

1-)Önceden doğmuş borç dolandırıcılık suçunun konusu olamaz. önceden doğmuş barç için senet, poliçe veya çek verilmesi halinde dolandırıcılık suçu oluşmaz.Şartları varsa sahtecilik suçu yönünden değerlendirme yapılmalıdır.

2-)Borcun ifası için vade kazanılması amacıyla sahte bir emre muharrer senet verilmesi halinde  dolandırıcılık suçu oluşmaz.

3-)Önceden doğmuş borç ile bilahare verilen sahte senet veya yapılan hile, desise yalan arasında illiyet rabıtası bulunmamaktadır.

4-)Borçtan sonra verilen senet, bona, adi sene, ödeme vaadi, borçun yenilenmesi,  vadenin sahte işlemlerle uzatılması halinde sahtecilik suçları yönünden değerlendirme yapmak gerekir.Dolandırıcılık suçu oluşmaz

Dolandırıcılık Suçunun Temel Şekli ve Kamu Kurumunu Aracı Kılarak Dolandırmak

Sanığın kendisini cezaevi doktoru olarak tanıtmasının kamu kurumu olan cezaevinin aracı olarak kullanılmasını gerektirmediğinden eylemin  5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun  158. maddesinin 1i fıkrasının  (d) bendleri kapsamına girmez

3-)  5237 sayılı    Türk Ceza  Kanunu'nun  158/1-b maddesindeki nitelikli dolandırıcılık suçunun gerçekleşebilmesi için sanığın, mağdurun içinde bulunduğu tehlikeli ve zor şartlardan yararlanmak suretiyle haksız yarar elde etmesinin gerekeceği yapılan hileli hareketlerle mağdurun bu durumda olduğuna inandırılması hali ile sanığın kendisini cezaevi doktoru olarak tanıtmasının kamu kurumu olan cezaevinin aracı olarak kullanılmasını gerektirmediğinden eylemin TCK.nun 158. maddesinin 1i fıkrasının (b) ve (d) bendleri kapsamına girmeyeceği cihetle, somut olayda  gerçekte böyle bir şey olmadığı halde  katılan G... TOPALOĞLU'nu ev telefonundan arayan ve kendisini Buca Kapalı Cezaevinde görev yapan D... Gökhan  olarak tanıtan bir şahsın o tarihte aynı ceza evinde tutuklu bulunan katılanın babası N.. Şemsettin EREN'in cezaevinde rahatsızlandığını, hastahaneye sevkedileceğini ve daha sonrada Mahkemece kefalet ile serbest bırakılacağını, ancak kefalet parası olarak 30.000 TL'nin acilen verilmesi gerektiğini söylediği, tansiyon hastası olan babasının cezaevi şartlarında sağlık sorunları yaşaması ihtimali karşısında hiç tereddüt etmeden istenen parayı vermeyi kabul ederek kararlaştırdıkları şekilde yaklaşık 2 saat sonra Menderes Kaymakamlığı hizmet binası önünde 18-19 yaşlarında bir gencin orada beklemekte olan katılanın yanına gelerek kendisini Gökhan'ın gönderdiğini söyleyip 30.000 TL'yi teslim alarak kayıplara karışması şeklinde oluşan eylemde kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanılması söz konusu olmayıp TCK.nun 157. maddesinde düzenlenen basit dolandırıcılık suçundan mahkumiyetine karar verilmesi ve suçun işleniş biçimi, kastın yoğunluğu, elde edilen haksız menfaatin miktarı gözetilerek cezanın alt sınırın üzerinde tayini gerekir.(11.CD 24/11/2010 tarihli ve Esas No:2010/13044 Karar No:2010/13264  sayılı içtihadı)

2-)  Sanığın yurt dışına işçi olarak götüreceğinden bahisle aynı yer ve zamanda şikayetçilerin her biri için 250 lira olmak üzere banka hesabına toplam 750 lira yatırıldığı iddia ve kabul olunmasına göre; sanığın hile ile şikayetçilerin iradelerini sakatlamasından  sonra  ödemenin  gerçekleştirilmesi bakımından kullanılan bankanın suçun işlenmesinde vasıta olamayacağı da gözetilerek,  suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK. nun 504/4, 522, 80. maddeleri ile 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 Sayılı TCK. nun 157, 61/1-e, 43, 53. maddelerinin uygulanacağı dikkate alınarak, 5252 sayılı Kanunun 9/3. maddesi uyarınca her iki TCK. nun olaya ilişkin tüm hükümleri ile kararın gerekçe bölümünde ayrı ayrı uygulama yapılarak elde edilen sonuçların karşılaştırılması suretiyle lehe yasanın belirlenmesi yerine, uygulamalı karşılaştırma yapılmadan denetime olanak vermeyecek şekilde ve eylemin 5237 sayılı TCKnun 158/1-f. Maddesinde öngörülen bankayı vasıta kılmak suretiyle dolandırıcılık  suçunu oluşturacağının  kabulüyle yazılı  şekilde hüküm kurulması, hukuka aykıdır( 11.CD  08.02.2011 tarihli ve  Esas No:2010/16137  Karar No:2011/579 künyeli içtihadı)

Dolandırıcılık Suçunun Temel Şekli ve Serbest Meslek Sahibi Kişiler Tarafından İşlenen Dolandırıcılık

1-)Emlak Komisyoncusu tarafından irtikap edilen dolandırıcılık suçu, dolandırıcılık suçunun temel şekline mümastır

2-) Emlak komisyonculuğu yapan kişiler, vergi ususl Kanunu gereğince  serbest meslek makbuzu düzenlemeyip,  fatura düzenlemek zorunda olduklarından, emlak komisyoncusu kişi tarafından  mesleği kullanılarak yapılan dolandırıcılık suçu hakkında ,  5237 sayılı Türk Ceza Kanunun  157. maddesindeki basit dolandırıcılık suçunu oluşturur( 11.CD 25.03. 2007 tarihli ve 2318/3612 sayılı içtihadı)

3-) Galercilik yapan kişi yaptığı iş karşılığı  serbest meslek makbuzu tanzim etmeyip, fatura tanzim ettiğinden  galericiler tarafından, mesleği kullanılarak yapılan dolandırıcılık suçu hakkında 5237 sayılı Türk  Ceza Kanunun 157. maddesine mümas dolandırıcılık suçun uygulanmaldır( 11.CD 05.02. 2007 tarihli ve 5396/563sayılı içtihadı)

4-)Sanığın önceden yaptığı plan gereği,  sahte plaka ruhsat ve sürücü belgesi, 11.06.2005 tarih ve 0975 nolu  sahte Yükleme Fişi( fişte Bilge USA Taşımacılık  Limited Şirketinde çalışıyor) göstermek suretiyle  hileli davranışlarla teslim aldığı  güneş enerji sistemlerini İstanbul'a götürüp teslim etmek  yerine  satmak şeklinde oluşan fiil,  serbest meslek kavramı içinde değerlendirilemeyeceğinden, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun  157. maddesi içinde mütalaa edilmesi gerekir( 11.CD 20.02.2006 tarihli ve 12022/1003 sayılı içtihadı)

Aynı Fiille Birden Fazla Kişinin Dolandırılması

1-)765 sayılı Türk Ceza Kanunun 80. maddesinin aksine, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 43. maddesinde göre, aynı  kasıt altında birden  fazla kişinin dolandırılması halinde zincirleme suç hükümleri uygulanmaz Ancak mezkur Maddesinin 43/2. madesindeki şartlar varsa aynı neviden fikri içitma hükümleri uyuglanır

2-)Sanığın aynı yer ve zamanda  birlikte iki müştekiyi dolandırdığı sübüt bulması karşısında  5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 43/2. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı değerlendirilmelidir.( 11.CD 06.11.2008 tarihli ve 6723/13857 sayılı içtihadı)

3-)Sanığın dolandırıcılık suçlarını irtikap etmek amacıyla değişik tarihlerde  yenilenen kasıtla  zorunlu trafik sigortası  yaptırmak isteyen  farklı kişiler adına  gerçeğe aykırı  belgeler düzenleyerek  haksız menfaat sağlaması  ayrı ayrı suçları oluşturduğu gözetilmeden,(11.CD  09.07.2008 tarihli ve 3680/7561 sayılı içtihadı)

Sanığın şikayetçilerin çalıştıkları işyerlerinin karşısında bulunan ve sık sık gittikleri  kahvehaneye gidip gelmek suretiyle samimiyet kurduğu, bunlara gerçeğe aykırı olarak Samsun ilinde bir süper market açılacağını, burasının güvenlik şefliği görevini kendisinin yaptığını, buraya güvenlik elemanı alınacağını söylemek suretiyle yaptığı hileli hareketlerine aldanan şikayetçilerin sanıktan akrabalarını işe almalarını istedikleri, sanığın da akrabalarını güvenlik elemanı olarak işe aldıracağını ancak bunun için güvenlik sertifikalarının bulunması gerektiği ve bunu temin etmek bahanesi ile her bir şikayetçiden haksız menfaat temin ettiğinin anlaşılması karşısında; gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek biçimde belirlenebilmesi bakımından; sanığın mağdurlardan hangileri ile  müstakilen,  hangileri ile topluca görüşüp paraları aldığı kesin surette saptanıp, aynı yer ve zamanda topluca para alınanlara karşı işlenen dolandırıcılık suçu yönünden tek ceza tayin olunup kendi içinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanması, ayrı yer ve zamanda gerçekleşen dolandırıcılık suçu/suçları yönünden ise mağdur sayısınca suç oluşacağı gözetilmeden eksik soruşturma ile yazılı şekilde  mağdur sayısınca suç oluştuğunun kabulüyle ayrı ceza tayini,11.CD 09.06.2008 tarihli ve Esas No:2006/2458 Karar No:2008/5855  sayılı içtihadı YKD Aralık 2009

4-)Sanığın yurt dışına işçi olarak götüreceğinden bahisle aynı yer ve zamanda şikayetçilerin her biri için 250 lira olmak üzere banka hesabına toplam 750 lira yatırıldığı iddia ve kabul olunmasına göre; sanığın hile ile şikayetçilerin iradelerini sakatlamasından  sonra  ödemenin  gerçekleştirilmesi bakımından kullanılan bankanın suçun işlenmesinde vasıta olamayacağı da gözetilerek,  suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK. nun 504/4, 522, 80. maddeleri ile 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 Sayılı TCK. nun 157, 61/1-e, 43, 53. maddelerinin uygulanacağı dikkate alınarak, 5252 sayılı Kanunun 9/3. maddesi uyarınca her iki TCK. nun olaya ilişkin tüm hükümleri ile kararın gerekçe bölümünde ayrı ayrı uygulama yapılarak elde edilen sonuçların karşılaştırılması suretiyle lehe yasanın belirlenmesi yerine, uygulamalı karşılaştırma yapılmadan denetime olanak vermeyecek şekilde ve eylemin 5237 sayılı TCKnun 158/1-f. Maddesinde öngörülen bankayı vasıta kılmak suretiyle dolandırıcılık  suçunu oluşturacağının  kabulüyle yazılı  şekilde hüküm kurulması, hukuka aykıdır( 11.CD  08.02.2011 tarihli ve  Esas No:2010/16137  Karar No:2011/579 künyeli içtihadı)

Failin Kastının Yoğunluğu Dikkate Alınarak Alto Sınırdan Uzaklaşılıbilir

1-)Dolandırıcılık suçunda, failin kastının yoğunluğu dikkate alınarak, temel cezanın tayininde alt sınırdan uzaklaşılıbilir

2-)  5237 sayılı    Türk Ceza  Kanunu'nun  158/1-b maddesindeki nitelikli dolandırıcılık suçunun gerçekleşebilmesi için sanığın, mağdurun içinde bulunduğu tehlikeli ve zor şartlardan yararlanmak suretiyle haksız yarar elde etmesinin gerekeceği yapılan hileli hareketlerle mağdurun bu durumda olduğuna inandırılması hali ile sanığın kendisini cezaevi doktoru olarak tanıtmasının kamu kurumu olan cezaevinin aracı olarak kullanılmasını gerektirmediğinden eylemin TCK.nun 158. maddesinin 1i fıkrasının (b) ve (d) bendleri kapsamına girmeyeceği cihetle, somut olayda  gerçekte böyle bir şey olmadığı halde  katılan G... TOPALOĞLU'nu ev telefonundan arayan ve kendisini Buca Kapalı Cezaevinde görev yapan D... Gökhan  olarak tanıtan bir şahsın o tarihte aynı ceza evinde tutuklu bulunan katılanın babası N.. Şemsettin EREN'in cezaevinde rahatsızlandığını, hastahaneye sevkedileceğini ve daha sonrada Mahkemece kefalet ile serbest bırakılacağını, ancak kefalet parası olarak 30.000 TL'nin acilen verilmesi gerektiğini söylediği, tansiyon hastası olan babasının cezaevi şartlarında sağlık sorunları yaşaması ihtimali karşısında hiç tereddüt etmeden istenen parayı vermeyi kabul ederek kararlaştırdıkları şekilde yaklaşık 2 saat sonra Menderes Kaymakamlığı hizmet binası önünde 18-19 yaşlarında bir gencin orada beklemekte olan katılanın yanına gelerek kendisini Gökhan'ın gönderdiğini söyleyip 30.000 TL'yi teslim alarak kayıplara karışması şeklinde oluşan eylemde kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanılması söz konusu olmayıp TCK.nun 157. maddesinde düzenlenen basit dolandırıcılık suçundan mahkumiyetine karar verilmesi ve suçun işleniş biçimi, kastın yoğunluğu, elde edilen haksız menfaatin miktarı gözetilerek cezanın alt sınırın üzerinde tayini gerekir.(11.CD 24/11/2010 tarihli ve Esas No:2010/13044 Karar No:2010/13264  sayılı içtihadı)


DAVAYA KATILMA VE SUÇUN MAĞDURU

Katılmaya karar vermek için, suçtan doğrudan zarar görmek gerekir. Doğrudan zarar görmeyen kişinin mağdur olduğundan bahisle davaya katılmasına karar verilemez

Suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen Çevre ve Orman Bakanlığı’nın müdahilliğine karar verilmesi temyize hak vermeyeceğinden vaki temyiz itirazlarının 5320 sayılı yasanın 8/1. maddesi  gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMK.nun 317.maddesi uyarınca  reddine karar verilmiştir,(7.CD  06.12.2007 tarihli ve Esas No:2006/5175 Karar No:2007/10530 künyeli içtihadı)




DAVAYA KATILMA VE ŞİKAYET HAKKININ BULUNMAMASI

Salt katılma isteminin koğuşturma sırasında Yerel Mahkemece karara bağlanmamış olması keyfiyeti, esasen davaya katılma hakkı bulunmayan mağdura hükmü temyiz etme hak ve yetkisi vermez

Taksirle yaralama suçundan sanık A.. hakkında açılan kamu davası sonunda … Asliye Ceza Mahkemesi 24.11.2005 gün ve 436-347 sayı ile; suçtan zarar gören H’nın şikayetçi olmaması karşısında, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2. maddesi ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7. maddesi hükmü gözetilerek sanık hakkındaki davanın 5237 sayılı Kanunun 89/son ve 73/4. maddeleri ile CYY’nın 223/8. maddesi uyarınca düşürülmesine karar vermiştir.

Mağdur H vekilinin süresi içerisinde verdiği temyiz dilekçesi üzerine Yerel Mahkeme 10.12.2005 gün ve 436-347 sayı ile; şikayetçinin 11.10.2003 tarihli duruşmada sanıktan şahsen şikayetçi olmadığını belirttiği, şikayetçi hakkında … Sulh Ceza Mahke¬mesince vasi tayinine yer olmadığına dair karar verildiği, hür iradesiyle şikayetçi olmaması nedeniyle de müdahilliğine karar verilmediği, bu bakımdan mağdurun temyiz hakkının bulunmadığı gerekçesiyle 5271 sayılı CYY’nın 296/1. maddesi uyarınca temyiz isteğinin reddine karar vermiştir.

Bu karara karşı süresi içerisinde mağdur vekili tarafından başvuruda bulunulması üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesi 04.04.2006 gün ve 968-2037 sayı ile;

“Mağdur vekilinin 15.12.2003 tarihli dilekçesi ile yaptığı davaya katılma talebi konu¬sunda olumlu veya olumsuz karar verilmemesi,” isabetsizliğinden sair yönlerini incelemeksizin hükmü bozmuştur.

Yargıtay C.Başsavcılığı 15.05.2006 gün ve 32410 sayı ile;

“Yüksek Daire ile Cumhuriyet Başsavcılığımız arasındaki uyuşmazlık; dava konusu suç nedeniyle yargılanan ve yargılama devam ederken 11.12.2003 günlü oturumda sanıktan şikayetçi olmadığını bildiren ve bu beyanından dört gün sonra 15.12.2003 tarihli dilekçeyle vekili aracılığıyla davaya katılma talebinde bulunan, ancak bu talebi hakkında bir karar verilmeyen mağdurun hükmü temyiz edip edemeyeceği, bir başka deyişle şikayetinden vazgeçen mağdurun müdahale talebi hakkında bir karar verilmemesinin mağdura hükmü temyiz yetkisi kazandırıp kazandırmayacağıdır.

Davaya katılma, 1412 sayılı CMUK.nun 365 ve devamı, 5271 sayılı CMUK.nun da 237 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.

1412 sayılı CMUK.nun 365. maddesine göre, suçtan zarar gören şahıs, 5271 sayılı CMK.nun 237. maddesine göre de, mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar davaya katılabilirler.

Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanların davaya katılmaları, gerek yargılamada gerçeğin ortaya çıkartılabilmesi, gerekse yargılama sonucunda verilecek kararın bu kişileri manevi olarak tatmin etmesi açısından çok önemlidir.

Davaya katılabilmek için üç şartın bir arada bulunması gerekir. Bunlar;

1- Dava konusu suçtan doğrudan zarar görmek (mağdur), dolaylı olarak zarar görmek, (örneğin, suçtan doğrudan zarar gören küçük mağdurun anne ve babası) ve malen sorumlu olmak (örneğin, taksirle yaramak suçunda sanık tarafından kullanılan aracın sahibi),

2- Kovuşturma evresinde hüküm verilinceye kadar davaya katılma iradesinin açıklanması,

CMK.nun 237. maddesine göre katılma hakkına sahip olanların şikayetçi olduklarını ve davaya katılmak istediklerini sözlü veya yazılı olarak bildirimleri katılma için yeterlidir.

3- Davaya katılma hakkının kaybedilmemiş olması.

CMK.nun 234. maddesinin 1. fıkrasının b bendinin 2. alt bendinde, davaya katılma, 6. alt bendinde de, davaya katılmış olmak koşuluyla davayı sonuçlandıran kararlara karşı kanun yollarına başvurma hakkına sahip olduğu, 243. maddesinde de, katılan vazgeçerse katılmanın hükümsüz kalacağı hüküm altına alınmıştır. Bu yasal düzenlemeler doğrultusunda izah etmek gerekirse;

Soruşturma evresinde şikayetten vazgeçilmesi davaya katılmayı engellemez. Ancak kovuşturma evresinde şikayetinden vazgeçen davaya katılamayacağı gibi, bu şekilde bir vazgeçme daha önce verilmiş bulunan katılma kararını da hükümsüz kılar. (Osman Yaşar, Uygulamalı ve Yorumlu 5271 sayılı Yeni CMK, sayfa 1058)

Ceza Genel Kurulunun 14.01.1985 tarih, 6/305-16 sayılı ve 13.04.1999 tarih ve 2/60-63 sayılı kararları ile 2. Ceza Dairesinin 09.05.1986 tarih, 4730-3837 sayılı, 6. Ceza Dairesinin 01.06.1998 tarih, 5688-5560 sayılı ve 4. Ceza Dairesinin 09.05.1980 tarih, 3420-3301 sayılı kararları şikayetten vazgeçme katılmayı hükümsüz kılacağından mağdur ve müştekinin hükmü temyiz edemeyecekleri yönündedir.

Yüksek Daire ile Cumhuriyet Başsavcılığımız arasındaki uyuşmazlığın esasını da davaya katılma hakkının kaybedilmesi oluşturmaktadır.

Mağdur 11.12.2003 günlü oturumda, sanıktan şikayetçi olmadığını bildirmiş, mağdur vekili, mağdurun şikayetinden vazgeçmesinden dört gün sonra 15.12.2003 tarihli dilekçesinde ve yargılama esnasındaki sözlü beyanlarında, mağdurun şikayetten vazgeçtiği sırada zihninin bulanık olduğunu şikayetten vazgeçmesinin sonuç doğurmayacağı iddia ederek davaya katılma talebinde bulunmuş ve mağdurun vesayet altına alınması talebinde bulunacaklarını ve buna ilişkin kararı mahkemeye sunacaklarını ifade etmiştir. Bilahare Sulh Hukuk Mahkemesinden getirtilen kararda, mağdur vekilinin, mağdurun Asliye Ceza Mahkemesindeki şikayetten vazgeç¬meye ilişkin beyanının sağlıklı irade mahsulü olmadığı, bu nedenle oğlunun mahkemede vasi aracılığıyla temsil edilmesi için vasi tayini talebinde bulunduğu ve mahkemece Adli Tıp Kurumu’nun 27.05.2005 tarihli Sağlık Kurulu raporu esas alınarak vasi tayini talebinin reddine karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği görülmüştür. ….. Sulh Hukuk Mahkemesinin kararında da belirtildiği üzere, şikayetçi olmadığını bildirdiği sırada mağdurun akli dengesi yerinde olduğundan şikayetten vazgeçme geçerli olup davaya katılma hakkı bulunmamaktadır.

CMK.nun 260/1. maddesinde kanun yoluna başvurma hakkı bulunanlar arasında “katılma isteği karara bağlanmamış bulunanlar” da sayılmıştır. Buradaki katılma isteği karara bağlanmamış bulunanı davaya katılma hakkı bulunan kişi olarak anlamak gerekir. Olayımızda da, mağdur, vekili aracılığıyla davaya katılma talebinde bulunmuş ve talebi hakkında bir karar verilmemiştir.  Ancak mağdurun davaya katılma hakkı yoktur.

Usul kurallarının eksiksiz yerine getirilmesi açısından, mahkemece mağdur vekilinin talebi hakkında bir karar verilmesi gerekirdi. Ancak mahkemece olumlu ya da olumsuz hangi karar verilirse verilsin mağdurun temyiz hakkını elde etmesi mümkün değildir. Çünkü talebin reddi halinde mağdur katılan sıfatını alamayacak, talebin kabulü halinde ise, kovuşturma evresinde şikayetten vazgeçme nedeniyle mağdur davaya katılma hakkını kaybedeceğinden usule aykırı olarak verilen katılma kararı hukuken geçersiz olup temyiz hakkını elde edemeyecek, temyizi ise bu nedene dayalı olarak dairesince reddedilecektir.

Bu açıklamaların ışığında Yüksek Dairenin kararını değerlendirmek gerekirse; mağdur vekilinin davaya katılma talebi konusunda karar verilmesi gerekçesiyle hükmün bozulması yasal olarak şu andaki durumdan farklı bir durum yaratmayacak, mahkemece mağdurun katılma talebinin reddine karar verilmesi gerekecek ve mağdur verilen karara karşı temyiz yoluna başvuramayacaktır. Yüksek 9. Ceza Dairesinin, mağdurun davaya katılıp katılamayacağı konusunda değerlendirmeyi kendisi yapması ve dava ekonomisini de nazara alarak şikayetten vazgeçme nedeniyle davaya katılma ve buna bağlı olarak hükmü temyiz hakkı bulunmayan mağdur vekilinin temyiz isteğinin reddine karar verilmesi gerekirdi.” görüşüyle itiraz yasayoluna başvurarak Özel Daire kararının kaldırılmasına Yerel Mahkemenin mağdur vekilinin temyiz isteminin reddine ilişkin verdiği kararın onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle Yargıtay Ceza Genel Kurulunda okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Yerel Mahkemece, taksirle yaralama suçundan sanık A. hakkındaki kamu davasının şikayet yokluğu nedeniyle 5237 sayılı Kanunun 89/son ve 73/4. maddeleri ile CYY’nın 223/8. maddesi uyarınca düşürülmesine karar verilmiştir.

Mağdur H vekili temyiz isteminde bulunmuş ise de, Yerel Mahkeme 10.12.2005 gün ve 436-347 sayı ile; şikayetçinin 11.10.2003 tarihli duruşmada sanıktan şahsen şikayetçi olmadığını belirttiği, şikayetçi hakkında … Sulh Ceza Mahkemesince vasi tayinine yer olmadığına dair karar verildiği, hür iradesiyle şikayetçi olmaması nedeniyle de müdahilliğine karar verilmediği, bu bakımdan mağdurun temyiz hakkının bulunmadığı gerekçesiyle temyiz isteğinin reddine karar vermiştir.

Bu karara karşı mağdur vekilinin başvuruda bulunması üzerine Özel Daire “mağdur vekilinin 15.12.2003 tarihli dilekçesi ile yaptığı davaya katılma talebi konusunda olumlu veya olumsuz karar verilmemesi,” isabetsizliğinden hükmü bozmuştur.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise, duruşma sırasında şikayetinden vazgeçen mağdurun davaya katılma isteminin karara bağlanmasının sonuca etkili olamayacağını, bu nedenle başvurunun reddi gerektiğini belirterek itiraz yoluna başvurmuştur.

Görüleceği üzere Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, duruşma sırasında şikayeti olmadığını bildiren mağdurun vekili aracılığıyla sonradan gerçekleştirdiği katılma talebinin Yerel Mahkemece karara bağlanmamış olmasının mağdura hükmü temyiz hakkı verip veremeyeceği noktasında toplanmaktadır.

İnceleme konusu olayda, sanığın kullandığı aracın çarpması sonucu yaralanan mağdur, bu olay nedeniyle taksirle yaralama suçundan açılan kamu davasının 11.12.2003 tarihli ilk oturumuna katılıp olayla ilgili açıklamada bulunduktan sonra, “sanıktan şikayetçi değilim, istemeyerek oldu” şeklinde beyanda bulunmuş, bilahare 31.12.2003 günlü ikinci oturumda mağdur vekili Av. müdahale istemini içerir dilekçe vermiş, sanık müdafii ile C.savcısının, bir önceki oturumda mağdurun şikayetçi olmadığını belirtmesi karşısında istemin kabul edilemeyeceğini ileri sürmeleri üzerine de, bu kez mağdurun şikayetçi olmamasının sonuç doğurmadığını kanıtlayarak yeniden istemde bulunacaklarını bildirmiştir. Bu oturumdan sonra mağdurun babası İsmail Akyayla 20.01.2004 tarihli dilekçe ile … Sulh Hukuk Mahkemesine başvuruda bulunarak; oğlunun geçirdiği kazada ağır biçimde yaralandığını, tedavi gördüğünü, bu olay nedeniyle açılan kamu davasının halen sürdüğünü, oğlunun bu dosyadaki beyanlarının serbest iradesinin ürünü olmadığını, ailesine ve mahkemeye başka başka beyanlarda bulunduğunu, olay hakkında bazen şikayetçi olduğunu, bazen de şikayetçi olmadığını söylediğini, mahkemenin ise ilk ifadelerini tutanağa geçirdiğini, bu nedenle ceza davasında mağdur oğlunun vasi aracılığı ile temsil edilmesini talep ve dava etmiştir. … Sulh Hukuk Mahkemesi yargılama sonunda, Adlî Tıp Kurumu’nun; “mağdurun iyi ile kötüyü ve doğru ile yanlışı birbirinden ayırt edebileceği, menfaatlerini müdrik ve telkinlere mukavim olabileceği, kendi hür iradesi istikametinde serbest olarak eylem ve işlemlere girişebileceği tıbbi kanaatine varıldığı, hukuki ehliyeti haiz olduğu, kendisine vasi ve müşavir tayinine gerek olmadığı” yolundaki mütalaası üzerine vasi tayinine yer olmadığına karar vermiştir. Uzun süre hukuk davasının sonuçlanmasını bekleyen Yerel Mahkeme ise, 29.09.2005 tarihli oturumda yinelenen katılma istemi konusunda olumlu olumsuz herhangi bir karar vermeden, mağdurun yargılama sırasında şikayetçi olmadığından bahisle davanın düşürülmesine karar vermiştir.

Mağdurun özgür iradesine dayalı olduğu saptanan duruşmadaki sözleri, sanıktan şikayetçi olmadığı yönündedir. Gerek bu beyanın gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY’nın 372. maddesi, gerekse sonradan yürürlüğe girip halen yürürlükte bulunan 5271 sayılı CYY’nın 243. maddesine göre, katılanın şikayetten vazgeçmesi davaya katılmayı hükümsüz kılmaktadır. Yerleşik yargısal kararlar da, kovuşturma aşamasında şikayetten vazgeçen kimsenin davaya katılma hakkının bulunmadığı yolundadır. Bu durumda, özgür iradesiyle sanık hakkında şikayetçi olmadığını kovuşturma aşamasında açıklayan reşit mağdur Hasan Akyayla’nın davaya katılmasına yasal olanak bulunmamaktadır. Her ne kadar 5271 sayılı CYY’nın 260. maddesinde yasa yoluna başvurabilecekler arasında, davaya katılanların yanısıra katılma istemleri karara bağlanmamış olanlar da sayılmış ise de, bu kişileri, esasen davaya katılma hakkı bulunan kişiler olarak algılamak gerekir. Nitekim aynı Yasanın kamu davasına katılmayı düzenleyen 237. maddesinin 2. fıkrasında; ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma isteklerinin, yasa yolu başvurusunda açıkça belirtilmesi halinde, bu istemlerin denetim muhakemesi sırasında incelenip karara bağlanacağı yolundaki kural da, bu görüşü doğrulamaktadır. Bu durumda, salt katılma isteminin koğuşturma sırasında Yerel Mahkemece karara bağlanmamış olması keyfiyeti, esasen davaya katılma hakkı bulunmayan mağdura hükmü temyiz etme hak ve yetkisi vermez. . ( CGK 13.06.2006 tarihli ve  Esas No:2006/9-155  Karar No:2006/158 sayılı içtihadı)


DENETİMLİ SERBESTLİK VE MÜKERRİRLİK

5275 sayılı Yasanın 108. maddesinde, bu infaz şeklinin yalnızca hapis cezalarına ilişkin bulunduğunun anlaşılması ve aynı Yasanın adli para cezalarının infaz yöntemini gösteren 106. maddesinde de mükerrirlikle ilgili bir düzenlemeye yer verilmediği görülmektedir. Açıklanan yasal düzenlemeler değerlendirildiğinde; mahkemece hükmolunan adli para cezası nedeniyle sanık hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilemez

Mühür bozma suçundan sanık A... Özdemir’in 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun  203/1, 43, 52/2, 58/1,6. maddeleri gereğince 120 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına, önceki hükümlülüğü nedeniyle cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve cezanın infazından sonra 1 sene müddetle denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin İstanbul 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 4.6.2007 tarihli ve 2007 - 286/583 sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığınca verilen yasa yararına bozma isteğini içeren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 8.10.2007 gün ve 203174 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi :

Tebliğnamede; “sanık hakkında verilen 120 Yeni Türk Lirası adli para cezasının 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 58.maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiş ise de, mükerrirlere özgü infaz rejiminin düzenlendiği 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 108/1.maddesine göre hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum olunması gerektiği cihetle, para cezasına mahkumiyet halinde mükerrirlere özgü infaz rejimine göre cezanın çektirilmesine karar verilemeyeceğinin gözetilmesinde isabet görülmemiştir." denilmektedir..

5237 sayılı TCY’nın 50/5. maddesinde; “uygulamada asıl mahkumiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen para cezası veya tedbirdir” denilmektedir. TCY’nın 58. maddesinde ise tekerrür hükmünün uygulanması koşulları açıklanmıştır. Anılan 58. maddenin düzenleniş biçiminde hapis ve adli para cezası ayrımı yapılmamış olmakla birlikte, 6. fıkra uyarınca cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin hükmün infaz biçimini düzenleyen 5275 sayılı Yasanın 108. maddesinde, bu infaz şeklinin yalnızca hapis cezalarına ilişkin bulunduğunun anlaşılması ve aynı Yasanın adli para cezalarının infaz yöntemini gösteren 106. maddesinde de mükerrirlikle ilgili bir düzenlemeye yer verilmediği görülmektedir. Açıklanan yasal düzenlemeler değerlendirildiğinde; mahkemece hükmolunan adli para cezası nedeniyle sanık hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilemez  (4.CD’nin 27.2.2008 tarih ve 2007/11641-2008/1924 sayılı kararı)

 


DEVLETTEN PARA ALMAK İÇİN BİRDEN FAZLA HAKEDİŞ RAPORU TANZİM ETMEK

Birden çok geçici hakediş raporunu sahte olarak düzenleyip, bunları kullanmak suretiyle yapılmamış işlerin paralarını Devletten tahsil ettikleri sabittir. Sanık Ejder, ortağı olduğu firmanın, yapmadığı ya da eksik yaptığı imalatların paralarının tahsil edilmesinde kullanılan geçici hakediş raporlarının sahte olduklarını bilmekte olup, sahte belgelerin bu firmanın bir yetkilisi tarafından imzalanmış bulunması karşısında yalnızca imzaladığı tek belgeden sorumlu tutulacağını kabul etmek olanaksızdır. Bu nedenle sanığın aynı suç işleme kararı ile hareket ederek diğer sanık Engin ile birlikte birden fazla sahtecilik suçu işlediği anlaşılmakla, Yerel Mahkemece hakkında teselsül hükümlerinin uygulanması isabetlidir.

1-Birinci itiraz nedeni soruşturmanın genişletilmesi ile ilgili olup, önsorun oluşturduğundan bu husus öncelikle ele alınıp değerlendirilmelidir;

Gerek yerleşmiş yargısal kararlarda, gerekse öğretide genellikle kabul gören görüşe göre evrakta sahtekarlık suçlarının hukuki konusu, kamunun güvenidir. Belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi gerçek bir belgeye eklemeler yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek suç sayılıp yaptırıma bağlanmıştır. Bu nedenle de fiilen bir zararın ortaya çıkması aranmamakta, zarar olasılığı yeterli görülmektedir.

Mahkemece, resmi belgede bulunması gereken başlık, sayı, tarih, imza, mühür gibi zorunlu öğeler incelenmeli, belgenin niteliği ve nesnel olarak aldatma gücü olup olmadığı saptanmalıdır. Ancak, aldatma gücü kavramının değişken ve göreceli bir kavram olması nazara alındığında açıklanan yöntemle sonuca ulaşılamazsa ya da tahrifat konusunda doğabilecek tereddütlerin giderilmesinde mahkemeye yardımcı olma ve aydınlatma bakımından konusunda uzman bilirkişinin görüşüne de başvurulabilir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alınıp değerlendirildiğinde;

Hanak ilçesi Tarım Sitesi inşaatı ile ilgili olarak, İl Bayındırlık Müdürlüğü kontrol mühendisi olan sanık Engin Tekel tarafından düzenlenen geçici hakediş raporlarında sanık Ejder Aslantürk'ün de ortağı olduğu müteahhit Aslantürk İnşaat Şirketinin hiç ya da tam olarak yapmadığı imalatların tam olarak yapılmış gibi gösterilmek suretiyle fazla para ödenmesine neden oldukları sanıkların savunmaları, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı ile sabittir. Suça konu geçici hakediş raporlarının memur olan sanık Engin Tekel tarafından düzenlendiğinde ve sanık Ejder Aslantürk'ün ortağı olduğu inşaat şirketinin, içeriği itibariyle sahte olan bu raporlara dayalı olarak hak etmediği halde yapmadığı işlerin parasını aldığı hususlarında bir kuşku bulunmamaktadır. Geçici hakediş raporlarında müteahhit firma adına sanık Ejder ya da şirketin diğer bir ortağı olan kardeşi Nejdet Aslantürk'e ait imzanın yer almasının suçun oluşumuna bir etkisi bulunmamaktadır. Çünkü, ne müteahhit firmanın ortağı olan sanık Ejder ne de firmanın diğer yetkilileri, geçici hakediş raporları ile belirlenen haksız bedelleri almadıklarını ileri sürmedikleri gibi, hakediş raporlarında belirtilenlerin aksine bazı imalatların hiç yapılmadığı, bir kısmının ise eksik yapıldığı bilirkişi raporundan anlaşılmaktadır.

O halde, nesnel ölçülere göre birçok kimseyi aldatabilecek nitelikteki, içeriği itibariyle sahte olan ve resmi belge niteliğinde bulunan geçici hakediş raporl bir çoğunun inşaat mahalline dahi gidilmeden düzenlemiş olması, sanık Ejder'in ortağı olduğu şirket adına da bu nitelikleri bilinerek imzalanması ve haksız yarar sağlanması hususları bir bütün haarının memur olan sanık Engin tarafından,linde nazara alındığında artık, sanıkların irade birliği içinde gerçekleştirdikleri bu eylemlerinde TCK.nun 340. maddesinin yollamasıyla 339. maddesindeki suçun unsurları oluşmuştur. Bu nedenle Yerel Mahkemece yapılan soruşturma yeterli olup, suça konu bu belgelerdeki imzaların sanık Ejder'in elinin ürünü olup olmadığının araştırılması suretiyle soruşturmanın genişletilmesine gerek yoktur.

Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığının soruşturmanın genişletilmesine ilişkin itirazı yerinde değildir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Kurul Üyesi ise, Yargıtay C.Başsavcılığının soruşturmanın genişletilmesine ilişkin itirazı haklı nedenlere dayandığından kabulüne karar verilmelidir görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

2-Sanık Ejder'in sabit olan eyleminin zincirleme suç oluşturup oluşturmadığına ilişkin uyuşmazlığın incelenmesinde;

Zincirleme (müteselsil) suçun varlığı için bazı koşulların gerçekleşmesi gerekir. Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere, bunlardan birisi birden fazla suçun (neticenin) bulunması, diğeri; bu suçların yasanın aynı hükmünü ihlal etmeleri, sonuncusu ise, birden fazla suçun aynı suç işleme kararına bağlanmasıdır.

Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı gibi, sanıkların birden çok geçici hakediş raporunu sahte olarak düzenleyip, bunları kullanmak suretiyle yapılmamış işlerin paralarını Devletten tahsil ettikleri sabittir. Sanık Ejder, ortağı olduğu firmanın, yapmadığı ya da eksik yaptığı imalatların paralarının tahsil edilmesinde kullanılan geçici hakediş raporlarının sahte olduklarını bilmekte olup, sahte belgelerin bu firmanın bir yetkilisi tarafından imzalanmış bulunması karşısında yalnızca imzaladığı tek belgeden sorumlu tutulacağını kabul etmek olanaksızdır. Bu nedenle sanığın aynı suç işleme kararı ile hareket ederek diğer sanık Engin ile birlikte birden fazla sahtecilik suçu işlediği anlaşılmakla, Yerel Mahkemece hakkında teselsül hükümlerinin uygulanması isabetlidir.

Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığının, sanık Ejder hakkında TCK.nun 80 maddesinin uygulanmaması gerektiğine ilişkin itirazı da yerinde değildir.

3-Sanıklar hakkında alt sınırdan ayrılmak suretiyle ceza belirlenirken ve TCK.nun 80. maddesinin uygulanmasında artırım oranının yüksek tutulmasında gösterilen gerekçelerin yasal ve yeterli olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık nedeninin incelenmesinde;

Hakim iki sınır arasında temel cezayı belirlerken, TCK.nun 29. maddesinin son fıkrasında örnekseme yöntemiyle belirtilen şekilde gerekçe gösterecektir. Yasa koyucu, bu suretle cezaların kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hakimin, her olayın özelliğine ve failin kişiliğine göre, gerekçesini göstererek iki sınır arasında temel cezayı belirlemesi olanağını sağlamıştır. Anılan maddede öngörüldüğü üzere bu gerekçe, sanığın kişiliği, olayın işleniş yer ve biçimi, nedeni ve işlenmesindeki özellikler ile zarar ya da tehlikenin ağırlığı, kastın veya taksirin yoğunluğu ile ilgili dosyaya yansıyan bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli olmalıdır.

Öte yandan yerleşmiş yargısal kararlarda vurgulandığı üzere, yasada iki sınır arasında artırma veya eksiltme yapılabileceği öngörülen hallerde hakim, yasal gerekçesini göstererek ya da takdire dayanarak hüküm kurmakta serbesttir. Takdirde yanılgıya ya da çelişkiye düşülen hallerde denetim yapılması olanaklıdır.

Yerel Mahkemece sanıklar hakkındaki temel ceza belirlenirken aynen, “suç tarihine göre haksız olarak elde edilen menfaatin değerine göre sanıkların şahsi ve sosyal durumlarına, suçun işleniş şekli nazara alınarak takdiren ve teşdiden” gerekçesine dayanılarak alt sınırdan uzaklaşılmış, TCK.nun 80. maddesinin uygulanmasında ise cezanın “takdiren 1/4 oranında” artırılması ibaresine yer verilmiştir.

Somut olay bu değerlendirmeler ışığında ele alındığında;

Sanıkların 11.04.1990 ile 20.08.1991 tarihleri arasında sahte olarak düzenledikleri dokuz adet geçici hakediş raporu ile hiç yapılmayan ya da eksik yapılan imalatlar nedeniyle bilirkişi raporuyla belirlendiği üzere Devletten haksız olarak toplam 399.939.712 lira aldıkları sabittir. O halde sanıkların neden oldukları zararın ağırlığı, bir yılı aşkın sürede birçok kez gerçekleştirilen sahtecilik eylemlerinin sanıkların kastlarının yoğunluğunu göstermesi nazara alındığında dosya kapsamına uygun olarak, öznel ve nesnel ölçüler gözetmek suretiyle alt sınırdan bir yıl ayrılarak temel cezayı belirleyen ve takdire dayanmak suretiyle de TCK. nun 80. maddesinin uygulanmasında yüksek artırım oranının tercih eden Yerel Mahkeme kararı isabetli olup, gösterilen gerekçeler yasal ve yeterlidir.

Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığının temel cezanın alt sınırdan ayrılma gerekçesinin yasal ve yeterli olmadığına ilişkin itirazı yerinde değildir.

Ancak, hüküm tarihinden sonra 01.01.2002 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Yasasının 471. maddesinin sanıkların lehine olan hükmü nazara alındığında, Yerel Mahkemece TCK.nun 33. maddesinin uygulanmasında, “sanıkların ceza süresi içinde yasal kısıtlılık altında bulundurulmalarına” ibaresine yer verilmesi yasaya aykırı olup, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının bu değişik gerekçe ile kabulüne, bu aykırılık yeniden yargılamayı gerektirmediğinden CYUY.nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir.

SONUÇ:Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile KABULÜNE, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 15.11.2002 gün ve 10909-12995 sayılı kararının KALDIRILMASINA, Ardahan Ağır Ceza Mahkemesi'nin 13.02.2001 gün ve 47-39 sayılı hükmünün, 01.01.2002 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Yasasının 471. maddesi hükmü nazara alınarak TCK.nun 33. maddesinin uygulanmasındaki isabetsizlik nedeniyle BOZULMASINA, bu aykırılık yeniden yargılamayı gerektirmediğinden CYUY.nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hüküm fıkrasında yer alan “sanıkların ceza süresi içerisinde yasal kısıtlılık altında bulundurulmalarına” ibaresi çıkartılarak yerine “hapis halinin sona erdirilmesine kadar yasal kısıtlılık altında bulundurulmalarına” açıklaması eklenmek suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine