Makaleler
CEZA MUHAKEMESİNDE KANUN YOLLARI

KANUN YOLLARI

Kanun yolu ile öncelikle bir hakim veya mahkeme kararının; kararı veren merci ya da daha üst bir mahkeme tarafından kontrol edilmesi anlaşılmalıdır.

Kesinleşmemiş karar ve hükümler için başvurulan kanun yolu “olağan” olarak adlandırılırken; kesinleşmiş karar ve hükümler için başvurulan kanun yolu “olağanüstü” kanun yolu olarak adlandırılır.

Olağan kanun yolları, itiraz, istinaf, temyiz; olağanüstü kanun yolları ise, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı‘nın itirazı, kanun yararına bozma ve yargılamanın yenilenmesidir.


CMUK’da bulunan karar düzeltme olağanüstü kanun yolu, CMK’da benimsenmemiştir. Halihazırda istinaf hükümleri yürürlüğe girinceye kadar CMUK’un 322. Maddesinin 4, 5 ve 6. fıkraları hariç olmak üzere 305 ila 326 maddeleri yürürlüktedir (5320 sayılı Kanun 8).

Kanun yoluna başvurma hakkı CMK 260. maddede tanımlanmıştır. Buna göre; “Hakim ve mahkeme kararlarına karşı C. savcısı, şüpheli, sanık ve bu kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır.”

C. savcısı, sanık lehine olarak da kanun yollarına başvurabilir (CMK 260). C. Savcısı tarafından aleyhine kanun yoluna gidilen karar, sanık lehine bozulabilir veya değiştirilebilir. C. savcısı, kanun yoluna sanık lehine başvurduğunda, yeniden verilen hüküm önceki hükümde tayin edilmiş olan cezadan daha ağır bir cezayı içeremez (CMK 265).

Şüpheli veya sanığın yasal temsilcisi ve eşi, şüpheli veya sanığa açık olan kanun yollarına süresi içinde kendiliklerinden başvurabilirler. Şüphelinin veya sanığın başvurusuna ilişkin hükümler, bunlar tarafından yapılacak başvuru ve onu izleyen işlemler için de geçerlidir (CMK 262).

Tutuklu bulunan şüpheli veya sanık da kanun yollarına başvurabilir. Tutuklu bulunan şüpheli veya sanık, zabıt katibine veya tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumu ve tutukevi

müdürüne beyanda bulunmak suretiyle veya bu hususta bir dilekçe vererek kanun yollarına başvurabilir.

Avukat, müdafiliğini veya vekilliğini üstlendiği kişilerin açık arzusuna aykırı olmamak mkoşuluyla kanun yollarına başvurabilir (CMK 261). Ancak 150. maddenin 2. Fıkrası muyarınca, kendisine müdafi atanan şüpheli veya sanıklar (çocuk veya kendisini savunamayacak derecede malul ya da sağır ve dilsiz olup müdafi olmadığı için istemiaranmaksızın kendisine bir müdafi görevlendirilmiş) yararına kanun yoluna başvurulduğunda veya başvurulan kanun yolundan vazgeçildiğinde şüpheli veya sanık ile müdafiin iradesi çelişirse atanmış müdafiin iradesi geçerli sayılır (CMK 266/3).


Kanunda her ne kadar “kendisine müdafi atanan” (CMK 266/3) kelimesi kullanılmış

ve sadece CMK 150/2 uyarınca müdafii bulunmayan çocuk açısından müdafiin iradesinin üstün olduğu belirtilmişse de kanundaki atama kelimesini geniş anlamda yorumlamak ve çocuğun seçtiği müdafiin de çocukla çelişen iradesi durumunda müdafiin iradesinin geçerli sayıldığını kabul etmek gerekir. Atama kelimesini dar yorumlarsak kendi menfaatini algılayamayan, kendisini yeterince savunamayacak olan çocuğun kendisine kötülük yapmasına neden olabiliriz. Yasada geçen atama kelimesinin sadece CMK 150/2’deki atanmış müdafii ifade ettiğine ilişkin bir düzenleme gerekçede de yoktur.


Müdafiin sanıktan bağımsız olarak kanun yoluna başvurması hali kanunda düzenlenmiştir (CMK 261). Müdafi veya vekil kanun yolu davasını bağımsız olarak açabilir.


Ancak buradaki temel koşul sanığın veya mağdurun açıkça kanun yoluna başvurmak istemediğini belirtmiş olmasıdır. Bu durumda avukat kanun yoluna başvuramayacaktır.

Bir yetişkinin kanun yoluna başvurmamanın doğurabileceği sonuçları bilip, bilemeyeceğini irdelemek gerekir. Bu nedenle kanun yolundan vazgeçme iradesinin, avukat tarafından aydınlatılmış bir irade olması gereklidir. Kişi kanun yoluna başvurmamasının doğurabileceği bütün sonuçları bilerek açıkça bundan vazgeçmiş ise kanun yetişkinin iradesine üstünlük tanımıştır.


Kanunun bu hükmü eleştirilebilir. Müdafi (vekil değil) toplumsal müdafa yapmaktadır ve C. savcısı nasıl müstakil kanun yolu davası açabiliyorsa müdafi de açabilsin görüşü ileri sürülebilir. Ancak kanun tercihini öbür yönde kullanmıştır.


Kanun yoluna başvurma ve vazgeçmede müdafiin iradesine tanınan bu önceliğin amacı hükümden de açıkça anlaşıldığı üzere, kanun yolları konusunda yeterli değerlendirmede bulunamayacağı düşünülen şüpheli ve sanığın yararının korunmasıdır. Bu yetkiyi kullanan müdafiin, kanunun amacını göz önünde bulundurması ve çocuk aleyhine sonuç doğurmayacak biçimde yetkisini kullanması gerekir. Bu durum özellikle tutuklu yargılamalar bakımından önemlidir. Hükmün kesinleşmesinin gecikmesi, çocukların eğitimevine gönderilmesini ve eğitim, meslek edinme gibi olanaklardan yararlanmasını engellemektedir. Öte yandan kesinleşen hüküm, aklanma olanağını veya cezanın indirilmesi olanağını ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenle avukatın temyizin sonuçlarını ve etkilerini değerlendirmesi, bu konuda müvekkilini bilgilendirmesi ve görüşünü yazılı olarak alması önerilir. Örneğin; kanun temyiz sebebi olarak hukuka aykırılık koşulunu belirtmiştir. Hukuka aykırılık yok ise karar temyiz edilmemelidir. Kararın temyiz edilmesi gereken durumlarda ise, çocuğun eğitimevine gönderilmesini sağlamak üzere, temyiz incelemesinin hızlı yapılması gereği, aksi takdirde çocuğun kaybedeceği haklar da dilekçede beliritilmeli ve bu konuya özellikle dikkat çekilmelidir.


Meseleye çocuk açısından bakıldığında kanunun (CMK 266/3) tamamen farklı bir bakış açısı ile müdafiin iradesini geçerli saydığı görülmektedir. Kanunun bu tercihi yerindedir, yukarıda belirttildiği gibi madde geniş olarak yorumlanmalı ve CMK 150/2 kapsamına giren bütün şüpheli ve sanıklara atanan veya seçilen müdafileri kapsamalıdır.


7.1 TUTUKLU BAŞVURUSU


Zabıt katibine başvuru halinde, kanun yollarına başvuru beyanı veya dilekçesi ilgili deftere kaydedildikten sonra bu hususları belirten bir tutanak düzenlenerek tutuklu bulunan şüpheli veya sanığa bir örneği verilir.Kurum müdürüne başvuru halinde ikinci fıkra hükmüne göre işlem yapılarak, tutanak ve dilekçe derhal ilgili mahkemeye gönderilir. Zabıt katibi başvuruyu ilgili deftere kaydeder.


Zabıt katibi veya kurum müdürü tarafından ikinci fıkra hükmüne göre işlem yapıldığı zaman kanun yolları için bu kanunda belirlenen süreler kesilmiş sayılır (CMK 263).


Kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunun veya merciin belirlenmesinde yanılma, başvuranın haklarını ortadan kaldırmaz.


Yanılma halinde başvurunun yapıldığı merci, başvuruyu derhal görevli ve yetkili olan mercie gönderir (CMK 264).


Kanun yoluna başvurulduktan sonra bundan vazgeçilmesi, mercii tarafından karar verilinceye kadar geçerlidir. Ancak, C. savcısı tarafından sanık lehine yapılan başvurudan sanığın rızası olmaksızın vazgeçilemez.


Müdafiin veya vekilin başvurudan vazgeçebilmesi için, vekaletnamede bu hususta

özel yetkili kılınmış olması gerekir.


7.2 İTİRAZ


İtiraz, hakimlik kararları ile istisnai hallerde mahkeme kararlarının maddi ve hukuki mesele yönünden incelenmesini sağlar. İnceleme bir başka makam tarafından yapılır ve itiraz olağan kanun yoludur. Olağan olması kesinleşmemiş kararlara karşı açık olmasından dolayıdır. İkinci derece inceleme yapması, yani maddi ve hukuki meseleyi bir üst mahkeme önünde incelenmesini sağlaması, itirazı istinafa benzeten bir düzenlemedir. İtiraz ile istinafın tek farkı, istinafta esas mahkemesinin verdiği “hükümlerin” bir üst mahkeme tarafından incelenmesidir.


Kararına itiraz olunan makam bir ön inceleme yapar ve itirazın yerinde olup olmadığını inceler, bu incelemesinin sonunda ilk verdiği kararı değiştirebilir, aksi takdirde üst mahkemeye gönderir.

Yeni kanun acele itiraz - adi itiraz ayrımını kaldırmış, bütün itirazları süreye bağlayarak

acele itiraz haline getirmiş ve kararı veren mercie değişiklik yapma yetkisi tanımıştır.


İtiraz edilebilen mahkeme kararları:


• İlk defa merci tarafından verilen tutuklama kararları (CMK 271/4),

• Mahkeme tarafından verilen tutuklama kararı (CMK 101),

• Çocuk mahkemelerince verilen koruyucu ve destekleyici tedbir kararları (ÇKK

14),

• Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı (CMK 231).


GENEL HÜKÜMLERE GÖRE İTİRAZI İNCELEMEYE YETKİLİ MERCİLER


Sulh ceza hakiminin kararlarına yapılan itirazların incelenmesi yetkisi, yargı çevresinde bulundukları asliye ceza mahkemesi hakimine aittir.


Sulh ceza işleri, asliye ceza hakimi tarafından görülüyorsa itirazı inceleme yetkisi ağır ceza işlerini gören mahkeme başkanına aittir.


Asliye ceza mahkemesi hakimi tarafından verilen kararlara yapılacak itirazların incelenmesi yetkisi, yargı çevresinde bulundukları ağır ceza mahkemesine ve bu mahkeme ile başkanı tarafından verilen kararlar hakkındaki itirazların incelenmesi, o yerde ağır ceza mahkemesinin birden çok dairesinin bulunması halinde, numara olarak kendisini izleyen daireye; son numaralı daire için birinci daireye; o yerde ağır ceza mahkemesinin tek dairesi varsa, en yakın ağır ceza mahkemesine aittir.


Naip hakim kararlarına yapılacak itirazların incelenmesi, mensup oldukları ağır ceza mahkemesi başkanına, istinabe olunan mahkeme kararlarına karşı yukarıdaki bentlerde belirtilen esaslara göre bulundukları yerdeki mahkeme başkanı veya mahkemeye aittir.


2010 itibariyle henüz kurulmamış olmakla birlikte bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları ile Yargıtay ceza dairelerinin esas mahkeme olarak baktıkları davalarda verdikleri kararlara yapılan itirazlarda; üyenin kararını görevli olduğu daireni başkanı, daire başkanı ile ceza dairesinin kararını numara itibarıyla izleyen ceza dairesi; son numaralı daire söz konusu ise birinci ceza dairesi inceler.


7.3 ÇOCUK HAKİMİ VE MAHKEMELERİNİN KARARLARINA KARŞI İTİRAZ

KORUYUCU VE DESTEKLEYİCİ TEDBİR KARARLARI BAKIMINDAN İTİRAZ

Çocuk hukukuna ilişkin kanun yolu olan itirazda bu alana özgü özellikler vardır. Hakkında kovuşturma başlatılmış olanlar hariç, suça sürüklenen çocuklarla korunma ihtiyacı olan çocuklar hakkında uygulanacak tedbir kararlarını veren çocuk mahkemesi hakimi, ÇKK 3. maddesinde çocuk hakimi olarak tanımlanmaktadır. Çocuk hakimi tarafından verilen tedbir kararlarına itiraz en yakın çocuk mahkemesine yapılır.


Bu durumda 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun itiraza ilişkin hükümleri uygulanacaktır. Kanunda “mahkeme” kelimesinin kullanıldığı görülmektedir. Hakimin verdiği kararın itiraz mercii olarak mahkeme gösterilmiştir.

Tek hakimli mahkemenin hakimi hakim sıfatı ile karar verdiği durumlarda, bu karara karşı yapılan itirazların kendisinin hakimi bulunduğu “mahkeme” tarafından incelenmesi gerektiği düşünülmemelidir. Zira, hakimin yargılamaya katılamayacağı halleri düzenleyen CMK 23/1’de bir karar veya hükme katılan hakimin, yüksek görevli mahkemece bu hükme ilişkin olarak verilecek karara katılması yasaklanmıştır.


Burada itiraz ile ilgili genel hükümlerin uygulamasına atıf yapıldığı dikkate alınarak itiraz; kararı veren hakime yapılacak ve hakim tarafından yapılan inceleme sonucuna göre karar düzeltilmez ise en yakın çocuk mahkemesine gönderilecektir (CMK 268; ÇKK 14). İtiraz kanun yolunun özelliği, kararı veren kişiye düzeltme olanağını sağlamak, bu olmadığı takdirde bir başka kişi tarafından incelenmesini sağlamaktır. Bu nedenle çocuk mahkemesinin tek olması halinde o yerde varsa çocuk ağır cezaya, yoksa en yakın il veya ilçedeki mahkemeye gönderileceğini kabul etmek gerekir.


Kanunda itirazın doğrudan doğruya en yakın çocuk mahkemesine yapılacak olduğunun söylenmesi genel kural olan itirazın kararı veren mercie yapılıp, inceleme ile karar değiştirme yolunu kapatacak şekilde yorumlanmamalıdır. Kanun her ne kadar “itiraz….. mahkemesine yapılır” demişse de, kararı veren makamın kendi kararını değiştirme yolunun kapatıldığını söylemek çocuk hukuku açısından takip edilen amaçlara ters düşecektir.


Hakkında kovuşturma başlatılmış olan çocukla ilgili çocuk mahkemesinin verdiği tedbir kararına karşı itiraz yolu yoktur; bu kararlara karşı esas hükümle birlikte temyiz yoluna başvurulması gerekecektir.


USUL


İtirazı inceleyecek merci, yazı ile cevap verebilmesi için itirazı, C. savcısı ve karşı tarafa bildirebilir. Ancak bu düzenleme duruşma dışındaki kararlar için C. Savcısının görüşünün alınmasını gerekli kılan CMK 33. madde ile çelişir gözükmektedir. Uygulamada da itiraz üzerine verilen kararlar için C. savcısının görüşü alınmaktadır. Merci kararını vermesi için, inceleme ve araştırma yapabileceği gibi gerekli gördüğünde bunların yapılmasını da emredebilir (CMK 270).


Kanunda yazılı olan haller saklı kalmak üzere, itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, gerekli görüldüğünde C. savcısı ve sonra müdafi veya vekil dinlenir.


İtiraz yerinde görülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir.

Karar mümkün olan en kısa sürede verilir.


Merciin, itiraz üzerine verdiği kararlar kesindir; ancak ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir. Serbest bırakılmaya itiraz halinde merciin verdiği tutuklama kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.


7.4 İSTİNAF


İstinaf esas mahkemesinin verdiği hükmün sübut yönünden ve hukuka aykırılık yönünden bir üst mahkemede tekrar incelenmesidir. Bu nedenle “ikinci derece” yargılama yapıldığı söylenir. Üst mahkemenin inceleme kapsamına göre “dar manada istinaf”, “geniş manada istinaf” ve “genişletilmiş temyiz” kavramları ortaya çıkar. Dar manada istinafta, ilk mahkemenin delil yönünden dinlediği bütün unsurların tekrar dinlenmesi ve buna dayanarak yeni bir karar verilmesi söz konusu olur. CMK bu sistemi kabul etmemiştir. Geniş manada istinafta ise esas mahkemesinin önünde tartışılmış olan bütün deliller değil, sadece tarafların itiraz ettiği üzerinde anlaşamadıkları deliller istinafta tekrar ortaya konulur ve buna dayanılarak sübut hakkında karar verilir.


Üçüncü sistem olan genişletilmiş temyizde ise üst mahkeme maddi meseleye sadece dosyayı inceleyerek girebilir. Bugün Türkiye’de Yargıtay’ın yaptığı genişletilmiş temyizdir.


Zira Yargıtay, birçok kararında esas mahkemesi gibi delil değerlendirmekte fakat delilleri bizzat görmediği için dosyaya girdiği kadar delil değerlendirmesi yapmaktadır. CMK 272 ve devamı maddelerinde geniş manada istinafı kabul etmiş ve sadece çok istisnai hallerde tanık, bilirkişi dinleme yolunu açacak bir sistem geliştirmiş, ilke olarak dosya üzerinden karar verme yöntemini benimsemiştir.


Türkiye’de verilen bütün ilk mahkeme kararlarına karşı sadece istinaf yolu kabul edilmiş, doğrudan doğruya temyize gitme yasaklanmıştır. İstinaf mahkemesi olarak görev yapacak olan bölge adliye mahkemelerinde ilk mahkemelerden verilen hükümlerin büyük bir çoğunluğu kesinleşecek ve Yargıtay’a gitmeyecektir. Böylece yaklaşık 15-20 hakimli bir Yargıtay ile iş yükünün halledilmesi mümkün olacak ve Yargıtay bir içtihat mahkemesi olarak çalışacaktır. Zira CMK 286, 5 yıl ve daha az hapis cezasını gerektiren ilk derece mahkemesi kararlarının istinaf incelemesinden sonra temyiz edilmesi yolunu prensip olarak kapatmış, istisnai hallerde istinaf mahkemesi kararlarının temyiz edilebileceğine ilişkin ayrıntılı hükümler sevk etmiştir.


İstinaf başvurusu yapılırken bugün temyizde olduğu gibi “neden” gösterme mecburiyeti görülmemiştir (CMK 273/4). Fakat temyiz açısından tersi kabul edilmiş ve temyiz yoluna başvuranın “hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini” göstermek mecburiyeti konumuştur (CMK 294). Bunun dışında temyiz gerekçesi göstermek mecburiyeti de kabul edilmiştir (CMK 295). Fakat, istinaf açısından diğer süjelerin neden gösterme mecburiyeti kabul edilmemişken, C. savcısının istinaf nedeni göstermek mecburiyeti vardır (CMK 273/5).

İstinaf başvurusu hükmün kesinleşmesini engelleyerek hükmü veren mahkeme tarafından başvurunun incelenmesine neden olur (CMK 276). Bu başvuru kabul edilirse dosya bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilir ve bu süje tarafından bir tebliğname hazırlanır.


Bölge adliye mahkemesinin dosya üzerinde yaptığı ön incelemede kabul kararı verilirse (CMK 279) bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunun reddine, hükmün bozulmasına veya ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak davanın yeniden görülmesine karar verebilir (CMK 280).


İstinaf başvurusunun reddi ile ilk mahkemenin verdiği kararın doğruluğu belirlenir ve hüküm kesinleşir (CMK 280/1-a).


Bölge adliye mahkemesinin “bozma” kararı verme yetkisi CMK 289’da gösterilen hukuka kesin aykırılık hallerinde vardır (CMK 280/1-b). Görüldüğü gibi istisnaf incelemesi yapan üst mahkeme bir nevi genişletilmiş temyiz görevi de üstlenmiştir.


Verilebilecek diğer önemli karar, ilk derece mahkemesinin kararında maddi veya hukuki açıdan bir hata olduğunun görülmesi ve bu kararın kaldırılması ile davanın yeniden görülmesine karar verilmesidir (CMK 280/1-c).


Davanın yeniden görülmesine karar verildiği hallerde duruşma hazırlığı yapılır, fakat prensip olarak celseli duruşma yapılmaz. İnceleme dosya üzerinden götürülür ve üyenin inceleme raporu, ilk derece mahkemesinin gerekçeli hükmü ve tanık ifadeleri gibi dosyadaki belgeler okunur (CMK 282/1 a-b-c).


İstinaf mahkemesi “gerekli gördüğü takdirde” tanık ve bilirkişi de çağırabilir (CMK 282/1-d). Bu nedenle CMK’nın kabul ettiği istinafın, geniş anlamda istinaf olduğu düşünülmelidir. Yani esas mahkemesinde görülen bütün dava değil, sadece maddi olgu bakımından tartışmalı olan hususlar üzerinde durulabilir.


İstinaf mahkemesinin sonuçta nasıl karar vereceği kanunda ayrıca gösterilmemiş ve genel hükümlerin uygulanması beklenmiştir. İlk derece mahkemesinin kararı kaldırılmış olduğu için (CMK 280/1-c), yeniden yapılacak duruşmanın arkasından CMK 223 uyarınca ne hüküm vermek gerekiyorsa, istinaf mahkemesi bunu verecektir.


Ancak sanık lehine başvuru varsa yüksek mahmeke cezayı ağırlaştıramayacaktır (CMK 283). Temyiz açısından “hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine temyiz edilmişse” kabul edilmiş olan aleyhe değiştirme yasağı, istinaf düzenlenirken “yalnız” kelimesi unutulduğu için, istinafta sanık lehine yapılan bir başvuru varsa, aleyhe başvuru da olsa artık ilk cezanın ağırlaştırılması mümkün olmayacaktır.


İstinafta diğer bir özellik “direnme yasağı” getirilmesidir (CMK 284). İstinaf mahkemesinin verdiği kararlara karşı ilk derece mahkemesi direnemeyecektir. Buna karşılık, direnme temyizde muhafaza edilmiştir: CMK 307/3’e göre Yargıtay bölge adliye mahkemesinin kararını bozarsa bu bozma kararına karşı şimdi olduğu gibi ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesi direnebilecektir. Dünyanın hiçbir yerinde olmayan direnmenin tamamen kaldırılması daha uygun olurdu.


Görüldüğü gibi Ceza Muhakemesi Kanunu’nun kabul ettiği istinaf sistemi diğer kurumları ile bir bütün teşkil etmekte ve yargılamanın adil ve makul bir süre içerisinde yapılmasını hedeflemektedir: iddianamenin iadesi kabul edilerek davaların mahkeme önüne olgun bir şekilde gelmesi istenilmiş, duruşmada doğrudan soru sistemi benimsenmiş, basit uyuşmazlıkların mahkeme dışında halli için uzlaşma, kamu davasının açılmasının ertelenmesi gibi kurumlar yaratılmış ve Yargıtay’ın aşırı iş yükünden kurtarılması için de adeta bölgesel Yargıtaycıklar şeklinde çalışması hedeflenen bölge adliye mahkemeleri kurulmuştur. Sistem bütünü ile çalışsa idi, sisteme giren yüz davadan bir çoğu uzlaşma, kamu davasının açılmasının ertlenmesi ve iddianamenin iadesi ile elenecek ve sadece mahkumiyet olasılığı yüksek, delil yönünden sağlam davalar mahkemenin önüne gidecekti. Bunların adedinin %30 kadar olacağı öngörülse, mahkumiyet kararı oranı bugün %40 civarında olduğuna  göre istinafa gidecek olan dava sayısının bugün temyize gidenin çok altında olacağı öngörülecektir. İstinafa giden işlerin %90’ı da temyiz edilemeyeceğine göre sistemde büyük bir rahatlama olacak idi. Fakat kanunun öngördüğü yeni müesseselerin iyi kullanılamadığını görerek neticeden sistemin nasıl çalışacağını şimdiden söylemek

mümkün değildir.


7 no.lu ek protokole göre, sanığın bir diğer mahkemede maddi meseleyi incelettirebilmesi

gerekir. Kanunun tanıdığı bir yeniden inceletme olanağının fiilen kullandırılmamasının, adil yargılanma hakkı ihlali olduğu ileri sürülebilir.


İlk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Ancak, onbeş yıl ve daha fazla hapis cezalarına ilişkin hükümler, bölge adliye mahkemesince re’sen incelenir.


Hükümden önce verilip hükme esas teşkil eden veya başkaca kanun yolu öngörülmemiş

olan mahkeme kararlarına karşı da hükümle birlikte istinaf yoluna başvurulabilir.


Aşağıdaki kararlara karşı istinaf yoluna başvurulamaz (CMK 272):

• Sonuç olarak belirlenen ikibin lira dahil adli para cezasına mahkumiyet hükümleri,

• Üst sınırı beşyüz günü geçmeyen adli para cezasını gerektiren suçlardan beraat

hükümleri,

• Kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümler.

İstinaf istemi, hükmün açıklanmasından itibaren yedi gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt katibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hakime onaylattırılır. Tutuklu sanık hakkında CMK 263. madde hükmü saklıdır.


Hüküm, istinaf yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa, süre tebliğ tarihinden başlar.

Asliye ceza mahkemelerinde bulunan C. savcıları, mahkemelerinin yargı çevresi içerisindeki sulh ceza mahkemelerinin; ağır ceza mahkemelerinde bulunan C. savcıları, mahkemelerinin yargı çevresi içerisindeki asliye ve sulh ceza mahkemelerinin hükümlerine karşı, kararın o yer Cumhuriyet Başsavcılığı’na geliş tarihinden itibaren yedi gün içinde istinaf yoluna başvurabilirler.


Sanık ve CMK’ya göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanların dilekçe veya beyanında, başvuruya ilişkin nedenlerin gösterilmemesi inceleme yapılmasına engel olmaz.


C. savcısı, istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça gösterir. Bu istem ilgililere tebliğ edilir. İlgililer, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde bu husustaki cevaplarını bildirebilirler (CMK 273).


Sanık, yokluğunda aleyhine verilen hükümlere karşı eski hale getirme isteminde bulunabilir. Eski hale getirme süresi içinde de istinaf süresi işler. Sanığın eski hale getirme isteminde bulunduğu hallerde, ayrıca istinaf isteminde bulunması gerekir.


Bu halde istinaf istemi ile ilişkili işler, eski hale getirme istemi hakkında karar verilinceye kadar ertelenir (CMK 274).


Süresi içinde yapılan istinaf başvurusu, hükmün kesinleşmesini engeller.

Hüküm, istinaf yoluna başvuran C. savcısına veya ilgililere gerekçesiyle birlikte açıklanmamışsa; hükme karşı istinaf yoluna başvurulduğunun mahkemece öğrenilmesinden itibaren gerekçe, yedi gün içinde tebliğ edilir (CMK 275).

İstinaf istemi, kanuni sürenin geçmesinden sonra veya aleyhine istinaf yoluna başvurulamayacak bir hükme karşı yapılmışsa ya da istinaf yoluna başvuranın buna hakkı yoksa, hükmü veren mahkeme bir kararla dilekçeyi reddeder.


İstinaf başvurusunda bulunan C. savcısı veya ilgililer, ret kararının kendilerine tebliğinden itibaren yedi gün içinde bölge adliye mahkemesinden bu hususta bir karar vermesini isteyebilirler. Bu takdirde dosya bölge adliye mahkemesine gönderilir. Ancak, bu nedenle hükmün infazı ertelenemez (CMK 276).


CMK 276. maddeye göre hükmü veren mahkemece reddedilmeyen istinaf dilekçesi veya beyana ilişkin tutanağın bir örneği karşı tarafa tebliğ olunur. Karşı taraf, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde yazılı olarak cevabını verebilir.


Karşı taraf sanık ise, bir tutanağa bağlanmak üzere zabıt katibine yapılacak bir beyanla da cevabını verebilir. Cevap verildikten veya bunun için belirli süre bittikten sonra dava dosyası, bölge adliye mahkemesine sunulmak üzere, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı‘na gönderilir.


Dava dosyası, bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı‘na geldiğinde incelenerek,

varsa tebligat eksikliklerinin giderilmesi sağlandıktan ve sunulması gereken belge ve deliller de eklendikten sonra, yazılı düşünceyi içeren bir tebliğname ile birlikte bölge adliye mahkemesi ceza dairesine verilir. Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı‘nca düzenlenen tebliğname ilgililere de tebliğ olunur (CMK 278).


Dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonunda aşağıdakilerden birine karar verilir

(CMK 279):

• Bölge adliye mahkemesinin yetkili olmadığının anlaşılması halinde dosyanın yetkili

bölge adliye mahkemesine gönderilmesi,

• Bölge adliye mahkemesine başvurunun süresi içinde yapılmadığının, incelenmesi

istenen kararın bölge adliye mahkemesinde incelenebilecek kararlardan olmadığının, başvuranın buna hakkı bulunmadığının anlaşılması halinde istinaf başvurusunun reddi.

Bölge adliye mahkemesi, Cumhuriyet Başsavcılığı‘nın tebliğnamesini, dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra;

• İlk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığını, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğunu saptadığında istinaf başvurusunun esastan reddine,

• İlk derece mahkemesinin kararında 289. maddede belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması halinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,

• Diğer hallerde, gerekli tedbirleri aldıktan sonra ilk derece mahkemesinin kararını kaldırarak davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına,

karar verir. (CMK 280)

Duruşma hazırlığı aşamasında bölge adliye mahkemesi başkanı veya görevlendireceği üye, CMK 175. madde hükümlerine uygun olarak duruşma gününü saptar; gerekli çağrıları yapar. Tutuksuz sanığa yapılacak çağrıda kendi başvurusu üzerine açılacak davanın duruşmasına gelmediğinde davasının reddedileceği ayrıca bildirilir.

Mahkemece, gerekli görülen tanıkların, bilirkişilerin dinlenilmesine ve keşfin yapılmasına karar verilir (CMK 281).

Duruşma açıldığında aşağıda belirtilen istisnalar dışında CMK’nın duruşma hazırlığı, duruşma ve karara ilişkin hükümleri uygulanır:

• Duruşma, bu kanunun öngördüğü genel hükümlere göre başladıktan sonra gö-

revlendirilen üyenin inceleme raporu okunur.

• İlk derece mahkemesinin gerekçeli hükmü de okunur.

• İlk derece mahkemesinde dinlenilen tanıkların ifadelerini içeren tutanaklar ile keşif tutanakları, bilirkişi raporu, bölge adliye mahkemesi duruşma hazırlığı aşamasında toplanan delil ve belgeler, yapılmışsa keşif ve bilirkişi açıklamalarına ilişkin tutanak ve raporlar okunur.

• Bölge adliye mahkemesi duruşmasında dinlenilmeleri gerekli görülen tanık ve bilirkişiler çağrılır (CMK 282).

• İstinaf yoluna sanık lehine başvurulmuşsa, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz (CMK 283).

• Bölge adliye mahkemesi karar ve hükümlerine karşı direnilemez; bunlara karşı herhangi bir kanun yoluna gidilemez.

• Özel kanunların temyize ilişkin hükümleri: Türk Ceza Kanunu‘nun 18. Maddesinin dördüncü fıkrası hükmü hariç; diğer kanunlarda temyiz edilebileceği veya haklarında Yargıtay’a başvurulabileceği belirtilmiş olup da bölge adliye mahkemelerinin görev alanına giren dava ve işlere ilişkin ilk derece mahkemelerinin karar ve hükümlerine karşı istinaf yoluna başvurulur (CMK 285).


7.5 TEMYİZ


Halen Yürürlükte Olan CMK’nın Temyize İlişkin Hükümleri Ceza mahkemelerinden verilen hükümler temyiz olunabilir (CMUK 305). Ancak, 15 sene ve daha yukarı hürriyeti bağlayıcı cezalara ait hükümler Yargıtay tarafından re’sen tetkik olunur, kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümler temyiz olunamaz.

Para cezalarının temyiz edilemeyecek limitlerini koyan 305. maddedeki hüküm Anayasa Mahkemesi‘nin 2009 yılında verdiği karar ile bir yıl sonra yürürlüğe girmek üzere iptal edilmiştir (Anayasa Mahkemesi 2006/65 E. 2009/114 K. 23.07.2009).

Temyiz sebebi, hükmün kanuna muhalif olmasıdır. Hukuki bir kaidenin tatbik edilmemesi veya yanlış tatbik edilmesi kanuna muhalefettir (CMUK 307). Kanunda sekiz bent halinde sayılan ve aralarında müdafa hakkının sınırlandırılması da bulunan mutlak kanuna aykırılık halleri düzenlenmiştir (CMUK 308). Bu gibi hallerde hüküm başka yöneleri incelenmeksizin bozulur. Diğer hukuka aykırılıklarda ise esas mahkemesi tarafından yapılmış olan hukua aykırılığın “hükme tesir edecek“ bir “kanuna muhalefet“ olması gerekir (CMUK 320/1).

Temyiz dilekçesinin, hükmün tefhiminden itibaren bir hafta içinde hükmü veren mahkemeye verilmesi gerekir (CMUK 310). Bu dilekçe hükmün kesinleşmesini engeller

(CMUK 312/1).

Hükmü temyiz olunan mahkeme, bir ön inceleme yapar ve süre veya sıfat yönünden davayı reddedebilir. Bu karara karşı Yargıtay’a başvurulabilir (CMUK 315).

Yargıtay da öncelikle aynı yönlerden bir kabul incelemesi yapar (CMUK 317).

Yargıtay’ın temyiz incelemesi sonunda verebileceği kararlardan biri bozma kararıdır (CMUK 321). Yargıtay ayrıca 322. maddede gösterilen hallerde davanın esası hakkında da kendisi karar verebilir. Mesela, olayın daha fazla aydınlatılması gerekmeden beraat veya düşme kararı verilmesi gerekiyorsa böyle bir karar verilebilir.

Diğer hallerde bozulan karar, hükmü bozulan mahkemeye veya o derecedeki bir mahkemeye gönderilebilir (CMUK 322).

Yargıtay’ın verdiği hüküm tefhim edilir. Fakat bu karara karşı mahkemelerin ısrar hakkı vardır. Israr üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulu‘nca verilen kararlara uymak mecburidir (CMUK 326).

Aralık 2010 İtibariyle Yürürlükte Olmayan Temyiz Hükümleri CMK 289 sadece “bölge adliye mahkemesi (BAM) ceza dairelerinin hükümlerinin” temyiz edilebileceğini kabul etmiş, ve BAM tarafından CMK 289 uyarınca verilen bozma kararlarını temyiz kapsamı dışında tutmuştur. Görüldüğü gibi, CMUK sisteminde esas mahkemeleri tarafından verilen ve 305. maddede istisnaları gösterilenler dışında kalan bütün hükümler temyiz edilebilirken CMK sadece BAM hükümlerinin temyizini kabul etmiş, bunlarda da sınırlamalar öngörmüştür.


BAM hükümlerinin temyiz edilebilirliğinde mahkumiyet kararı, beraat kararı ve diğer kararlar ayrımı yapılmış ve prensip olarak beş yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren ilk derece mahkemesi mahkumiyet kararının BAM tarfından doğru bulunduğu hallerde temyiz yolu kapatılmıştır. Sulh ceza mahkemesinin kararlarına karşı istinaftan sonra temyiz kabul edilmemiş, aynı husus adli para cezası açısından da benimsenmiştir. Beraat kararları açısından sonuç ceza sınırı on yıl ve daha az hapis olarak belirlenmiştir. İlk derece mahkemesinin verdiği beraat kararı BAM’da onanırsa, temyiz yolu kapanmaktadır. Bu sistemin CMUK’dakinden çok farklı olduğu açıktır. CMUK hemen hemen hiç istisnasız bütün hükümlerin temyiz edilebilmesini kabul etmiştir.


Temyiz nedeni açısından CMUK’daki sistem ile CMK’daki sistem arasında büyük bir fark yoktur. CMUK “kanuna aykırılıktan” bahsederken CMK 288 yerinde olarak “hukuka aykırılık”tan bahsetmiş bulunmaktadır.


Hukuka kesin aykırılık açısından da CMUK 308 ile CMK 289 arasında büyük bir fark bulunmamakla birlikte, CMK 289/1-i’de “hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanmasının” hükmü daima sakatlayacağı bir başka yönden incelenmeden bozulacağının düzenlenmesi yenidir.


Temyiz başvurusu açısından CMUK ile CMK arasında önemli bir fark vardır. CMK 294 temyiz edenin hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini göstermek “zorunda” olduğunu emretmiştir. Temyiz sebebi maddi olgulara ilişkin olmayacak sadece hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilecektir (CMK 294/2). İstinafta ise, istinaf nedeni göstermek sanık ve diğer süjeler için mecburi tutulmamış (CMK 273/4), sadece C. savcısına istinaf yoluna başvurma nedenlerini “gerekçeleri ile birlikte açıkça gösterme” mecburiyeti yüklenmiştir (CMK 273/5). Tutuklama kararı isteminde bulunan C. savcısının “mutlaka” gerekçe göstermesini isteyen kanunun emrine (CMK 101) C. savcılarının uymakta zorlukla karşılaştığı görüldüğü için C. savcısının istinafta gerekçe gösterip göstermeyeceği merakla beklenmektedir.


Temyizde “neden” göstermek zorunda olan bütün süjeler (CMK 294) başvuruda göstermemişlerse kendilerine ek dilekçe ile bunu gösterme hakkı da verilmiştir (CMK 295/1). Eğer, temyiz eden dilekçesinde “temyiz sebeplerini” göstermezse, bu hal Yargıtay’ın temyiz istemini reddetmesi sebebi sayılmıştır (CMK 298). Görüldüğü gibi, CMUK’nın sistemi ile CMK arasındaki en büyük fark; temyize başvuran süjenin temyiz nedenini ve gerekçesini göstermek zorunda olması, bunu yapmadığı takdirde davasının reddedilmesidir. Hukuka kesin aykırılık hallerinde bunlar gösterilmiş olmasa dahi Yargıtay tarafından incelenecektir (CMK 302/2). Yargıtay, temyiz edilen hükmü temyiz başvurusunda gösterilen, hükmü etkileyecek hukuka aykırılıklar nedeniyle bozarsa da dilekçede açıklanmış olmasa bile saptanan bütün diğer hukuka aykırılık hallerini de ilamda gösterir (CMK 302/3).


Hükmü temyiz edilen bölge adliye mahkemesine verilen temyiz dilekçesi CMK 296 uyarınca bu mahkeme tarafından incelenir, şekil şartlarının oluştuğu görüldüğünde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı‘na gönderilir ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı‘nın tebliğnamesi ile Yargıtay’a gelir. Burada tebliğnamenin temyiz eden veya aleyhinde sonuç doğurabilecek görüş içermesi halinde sanık veya müdafiye tebliğ edilmesi AİHM kararları doğrultusunda CMK’ya da alınmıştır.


Yargıtay, temyiz dilekçesini inceleyerek istemi ret veya kabul eder (CMK 298), 10 yıl veya daha fazla hapis cezası içeren hükümlerde duruşmalı inceleme yapılabilir (CMK 299), arkasından Yargıtay’daki hukuki tartışmaları içeren bir duruşma yapılır (CMK 300).


Yargıtay, bölge adliye mahkemesinin temyiz edilen hükmünün hukuka uygun olduğunu görürse temyiz istemini esastan reddeder (CMK 302/1).


Hükümde “temyiz başvurusunda gösterilen ve hükmü etkileyecek nitelikte” hukuka aykırılık tespit edilirse, “bölge adliye mahkemesinin hükmü” bozulur. Her bozma sebebinin tek tek gösterilmesi gerekir. İstek ile bağlı bir temyiz yargılaması sistemi benimsenmesine rağmen maddi gerçeğin ön plana çıkması nedeniyle, temyiz dilekçesinde gösterilmeyen başka hukuka aykırılıklar belirlendiğinde ilamda bunların da gösterilmesi emredilmiştir (CMK 302/3). Ancak burada Türk hukukunu önemli bir tartışma beklemektedir. CMK 302/3’e göre hüküm temyiz dilekçesinde gösterilen sebeplerle bozulduğu takdirde diğer hukuka aykırılıklar ilamda gösterilecektir; bu nedenle “kısmi kesinleşme” tartışmaları beklenmektedir. Temyiz edenin dilekçesinde göstermediği hususlar CMK 289 dışında kalıp hukuka kesin aykırılık teşkil etmeyenlerden ise temyiz dilekçesinin kapsamına girmeyen diğer hususların kesinleştiği ileri sürülebilecektir. Bu tartışmanın mukayeseli hukukta yapıldığı bilinerek şöyle açıklama yapılabilir: Ceza muhakemesinde maddi gerçek arandığı için kısmi kesinleşme olmaz, kendi içinde maddi ve hukuki mesele ve cezanın tayini ile bir bütün teşkil eden hüküm bir yönünden bozulmuşsa, o hüküm tamamen ortandan kalkar ve bazı kısımlarının kesinleştiği söylenemez. CMUK’un sisteminde istekle bağlı bir Yargıtay incelemesi söz konusu olmadığından bu tartışmalar şu ana kadar gündeme gelmemiştir.


Yargıtay bozma kararı verirse bozduğu hüküm, ilk derece mahkemesinin hükmü olmayıp, bunu incelemiş olan istinaf mahkesinin yani bölge adliye mahkemesinin hükmüdür.


Bu nedenle yargıtayın verdiği bozma kararından sonra davaya ya aynı bölge adliye mahkemesi veya diğer bir bölge adliye mahkemesi bakar (CMK 304/2).


Diğer bir önemli fark yukarıda belirtildiği gibi direnme bakımındandır. CMUK’un sisteminde ısrar yetkisi esas mahkemelerinin tümüne tanınmış iken, CMK istinaf muhakemesinde verilen kararlara karşı direnmeyi kabul etmemiş, sadece bölge adliye mahkemesinden verilen hükümlerin Yargıtay tarafından bozulması halinde direnmeyi kabul etmiştir (CMK 307/3). Yargıtay’ın bozduğu bölge adliye mahkemesi kararına karşı bölge adliye veya ilk derece mahkemesinin direnme hakkı olduğu kabul edilmiştir.


Bölge adliye mahkemesinin verdiği hüküm “yalnız” sanık tarafından veya onun lehine temyiz edilmiş ise cezanın ağırlaştırılması yasağı vardır (CMK 307/4). CMUK 326/2’te de yer alan bu hüküm, açılan teyiz davalarının sadece sanık lehine olduğu durumlarda cezanın ağırlaştırılmasını yasaklamaktadır. Benzer bir düzenleme yapan istinafta yalnız kelimesinin yer almaması nedeniyle, leyhte ve aleyhte istinaf davaları açılmış olsa da istinafta cezanın ağırlaştırılamayacağına yukarıda değinilmişti.


Aleyhte değiştirme yasağı kanun yollarında bazı hallerde kabul edilmiş, bazen kabul edilmemiştir. Mesela itirazda böyle bir yasak yoktur. İtiraz üzerine ceza ağırlaştırılabilir.


Bu nedenle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına itiraz edildiği hallerde itiraz kabul edilerek hüküm açıklanırsa sanığın aleyhine bir durum ortaya çıkabilir.


Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir. İstisnaları CMK 286’da sayılmıştır. Buna göre aşağıdaki kararlar temyiz edilemez:

• İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları,

• İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları,

• Sulh ceza mahkemesinin görevine giren suçlarla ilgili olarak ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,

• Adli para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin suç niteliğini değiştirmeyen bölge adliye mahkemesi kararları,

• Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararlarını değiştirmeyen bölge adliye mahkemesi kararları,

• On yıl veya daha az hapis cezasını veya adli para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen beraat kararları ile istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları, Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine veya istinaf başvurusunun reddine dair kararlar,

• Yukarıdaki bentlerde yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde, cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları.

Hükümden önce verilip hükme esas teşkil eden veya başkaca kanun yolu öngörülmemiş olan mahkeme kararları da hükümle beraber temyiz olunabilir (CMK 287).

Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır (CMK 288). Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hallerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:

• Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması.

• Hakimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hakimin hükme katılması.

• Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu halde hakimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hakimin hükme katılması.

• Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi.

• C. savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 28.05.1996 T. 1996/8-74 E. 1996/116 K. Sayılı Kararında, 18 yaşını bitirmemiş sanığa re’sen atanan müdafiin C. savcısının esas hakkındaki görüşünü açıkladığı oturuma katılmamış ve yoklukta hüküm kurulmuş olmasını bozma nedeni saymıştır).

• Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlal edilmesi.

• Hükmün CMK 230. madde gereğince gerekçeyi içermemesi.

• Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması.

• Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması (CMK 289).


Sanığın yararına olan hukuk kurallarına aykırılık, sanık aleyhine hükmün bozdurulması için C. savcısına bir hak vermez (CMK 290).


Temyiz istemi, hükmün açıklanmasından itibaren yedi gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt katibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hakime onaylattırılır (Tutuklu bulunan sanık hakkında bkz CMK 263).


Hüküm, temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa, süre tebliğ tarihinden başlar (CMK 291).


Sanığın aleyhine, yokluğunda verilen hükümlerde eski hale getirme istemiyle ilgili olarak CMK 274. madde hükümleri burada da uygulanır (CMK 292). Süresi içinde yapılan temyiz başvurusu, hükmün kesinleşmesini engeller.


Hüküm, temyiz eden C. savcısına veya ilgililere gerekçesiyle birlikte açıklanmamışsa; hükmün temyiz edildiğinin bölge adliye mahkemesince öğrenilmesinden itibaren gerekçe, yedi gün içinde tebliğ edilir (CMK 293).


Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır.


Temyiz sebebi, ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir (CMK 294).

Temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilir. C. savcısı temyiz dilekçesinde, temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça belirtir.

Temyiz, sanık tarafından yapılmış ise, ek dilekçe kendisi veya müdafii tarafından imza edilerek verilir.

Müdafii yoksa sanık, tutanağa bağlanmak üzere zabıt katibine yapacağı bir beyanla gerekçesini açıklayabilir; tutanak hakime onaylatılır. Sanığın yasal temsilcisi ve eşi hakkında CMK 262. madde, tutuklu sanık hakkında ise CMK 263. madde hükümleri burada da uygulanır (CMK 295). Müdafii temyiz gerekçesini tutanağa bağlanmak üzere açıklayamaz!

Temyiz istemi, kanuni sürenin geçmesinden sonra yapılmış veya temyiz edilemeyecek bir hüküm temyiz edilmiş veya temyiz edenin buna hakkı yoksa, hükmü temyiz olunan bölge adliye veya ilk derece mahkemesi bir karar ile temyiz istemini reddeder.

Temyiz eden, ret kararının kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde Yargıtay‘dan bu hususta bir karar vermesini isteyebilir. Bu takdirde dosya Yargıtay‘a gönderilir.

Ancak, bu nedenden dolayı hükmün infazı ertelenemez (CMK 296).


CMK 296. maddeye göre hükmü veren bölge adliye mahkemesince reddedilmeyen temyiz istemine ilişkin dilekçesinin bir örneği karşı tarafa tebliğ olunur. Karşı taraf, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde yazılı olarak cevabını verebilir. Cevap verildikten veya bunun için belirli süre bittikten sonra dava dosyası, bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı‘na gönderilir.


Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen tebliğname, hükmü temyiz etmeleri veya aleyhlerine sonuç doğurabilecek görüş içermesi halinde sanık veya müdafii ile katılan veya vekillerine ilgili dairesince tebliğ olunur. İlgili taraf tebliğden itibaren bir hafta içinde yazılı olarak cevap verebilir.


Yargıtay, süresi içinde temyiz başvurusunda bulunulmadığını, hükmün temyiz edilemez olduğunu, temyiz edenin buna hakkı olmadığını ya da temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediğini saptarsa, temyiz istemini reddeder (CMK 298).


On yıl veya daha fazla hapis cezasına ilişkin hükümlerde, Yargıtay, incelemelerini sanığın veya katılanın temyiz başvurusundaki istemi üzerine veya re’sen duruşma  yoluyla yapar. Duruşma gününden sanığa, katılana, müdafi ve vekile haber verilir.

Sanık, duruşmada hazır bulunabileceği gibi, kendisini bir müdafi ile de temsil ettirebilir.

Sanık, tutuklu ise duruşmaya katılmak isteminde bulunamaz (CMK 299).


Duruşmadan önce görevlendirilen üye veya tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor üyelere açıklanır. Üyeler, ayrıca bizzat dosyayı incelerler. Bu hususlar gerçekleştikten sonra duruşma açılır.


Duruşmada Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı veya yerine görevlendirdiği Yargıtay Cumhuriyet Savcısı, sanık, müdafi, katılan ve vekili iddia ve savunmalarını açıklar. Temyizi istemiş olan tarafa önce söz verilir. Her halde son söz sanığındır (CMK 300).


Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında  incelemeler yapar (CMK 301).


Bölge adliye mahkemesinin temyiz olunan hükmünün Yargıtay tarafından hukuka uygun bulunması halinde temyiz isteminin esastan reddine karar verilir.


Yargıtay, temyiz edilen hükmü, temyiz başvurusunda gösterilen, hükmü etkileyecek nitelikteki hukuka aykırılıklar nedeniyle bozar. Bozma sebepleri ilamda ayrı ayrı gösterilir.

Hüküm, temyiz dilekçesinde gösterilen sebeplerle bozulduğunda, dilekçede açıklanmış olmasa bile saptanan bütün diğer hukuka aykırılık halleri de ilamda gösterilir.


Hükmün bozulmasına neden olan hukuka aykırılık, bu hükme esas olarak saptanan işlemlerden kaynaklanmış ise, bunlar da aynı zamanda bozulur.

Hükme esas olarak saptanan olaylara uygulanmasında hukuka aykırılıktan dolayı hüküm bozulmuş ise, aşağıda belirtilen hallerde Yargıtay davanın esasına hükmedebileceği gibi hükümdeki hukuka aykırılığı da düzeltebilir:


• Olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine  ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunması gerekirse.

• Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı‘nın iddiasına uygun olarak sanığa kanunda yazılı cezanın en alt derecesini uygulamayı uygun görürse.

• Mahkemece sabit görülen suçun unsurları, niteliği ve cezası hükümde doğru gösterilmiş olduğu halde sadece kanunun madde numarası yanlış yazılmış ise.

• Hükümden sonra yürürlüğe giren kanun, suçun cezasını azaltmış ve mahkemece sanığa verilecek cezanın belirlenmesinde artırma sebebi kabul edilmemiş veya yeni bir kanun ile fiil suç olmaktan çıkarılmış ise birinci halde daha az bir cezanın- hükmolunması ve ikinci halde hiç ceza hükmolunmaması gerekirse.

• Sanığın açıkça saptanmış olan doğum ve suç tarihlerine göre verilecek cezanın belirlenmesinde gerekli indirim yapılmamış veya yanlış indirim yapılmış ise.

• Artırma veya indirim sonucunda verilecek ceza süresi veya miktarının belirlenmesinde maddi hata yapılmış ise.

• Türk Ceza Kanunu‘nun 61. maddesindeki sıralamanın gözetilmemesi yüzünden

eksik veya fazla ceza verilmiş ise.

• Harçlar Kanunu ile yargılama giderlerine ilişkin hükümlere ve Avukatlık Kanunu‘na göre düzenlenen ücret tarifesine aykırılık mevcutsa (CMK 303). Yargıtayca CMK 302. maddenin birinci fıkrası veya CMK 303. madde uyarınca verilen kararlara ilişkin dosya, hükmü veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı‘na verilir. Bölge adliye mahkemesi, dosyayı Yargıtay‘dan geldiği tarihten itibaren yedi gün içinde gereğinin yapılması için ilgili ilk derece mahkemesine gönderilmek üzere bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı‘na verir.


Yargıtay, dosyayı 303. maddede belirtilenlerin dışında kalan hallerde yeniden incelenmek ve hüküm verilmek üzere hükmü bozulan bölge adliye mahkemesine veya diğer bir bölge adliye mahkemesine gönderir.


Hüküm, mahkemenin hukuka aykırı olarak kendisini görevli veya yetkili görmesinden dolayı bozulmuşsa, Yargıtay aynı zamanda dosyayı görevli veya yetkili mahkemeye

gönderir.


İlk derece mahkemesi tarafından doğrudan temyiz yolu açık bulunan hükümlerle ilgili olarak verilen karara ilişkin dosya, hükmü veren ilk derece mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı‘na verilir (CMK 304).


Hüküm, 231. madde gereğince açıklanır. Buna olanak bulunmadığı takdirde duruşmanın bitiminden itibaren yedi gün içinde karar verilir (CMK 305).


Hüküm, sanık lehine bozulmuşsa ve bu hususların temyiz isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanması olanağı varsa, bu sanıklar da temyiz isteminde bulunmuşcasına hükmün bozulmasından yararlanırlar (CMK 306)


Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak bölge adliye veya ilk derece mahkemesi, ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar.


Sanık, müdafi, katılan ve vekilinin dosyada varolan adreslerine de davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları saptanmamış olsa da duruşmaya devam edilerek dava yokluklarında bitirilebilir. Ancak, sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise, her halde dinlenmesi gerekir.


Yargıtaydan verilen bozma kararına bölge adliye veya ilk derece mahkemesinin direnme hakkı vardır. Ancak, direnme üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulu‘nca verilen kararlara karşı direnilemez.


Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine C. savcısı veya CMK 262. Maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz (CMK 307).


Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re’sen veya istem üzerine, ilamın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kurulu‘na itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz (CMK 308).


Kararda kanun yolu ve başvuru süresi yazılmamış ise, temyiz süresinin tebliğ anından itibaren başlayacağı bilinmelidir (CMK 232/6).


7.6 YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI’NIN İTİRAZI


Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay ceza dairelerinin kararlarına karşı re’sen veya istem üzerine olağanüstü itiraz yetkisine sahiptir. Olağanüstü itiraz Ceza Genel Kurulu‘na, ilamın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı‘na verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılabilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz (CMK 308). Başsavcının itirazı için hangi sebepler öngöreceği ve usulü konusunda yasada ayrıntı düzenlenmemiştir. Bununla birlikte bunun bir “temyiz yolu“ olduğu bellidir ve sadece hukuki inceleme yapılabileceği açıktır. Yargıtay dairesinin verdiği kararla ileri sürdüğü hukuka aykırılığın düzeltilmemiş olduğunu gören taraflar Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı‘na başvurarak bu yolu tahrik edebilirler.


7.7 KANUN YARARINA BOZMA


Kanun yararına bozma, Adalet Bakanlığı tarafından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı‘na yazılı olarak bildirim yapılarak açılır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı belirtilen nedenleri aynen yazarak bozma istemini içeren yazısını, Yargıtay’ın ilgili dairesine verir (CMK 309/1,2). Adalet Bakanlığı, kanun yararına bozma yoluna başvurmamış ise, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı da “hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektiren veya daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiren“ bir bozma nedeni olduğu görüşünde ise kanun yararına bozma başvuru yolunu kullanabilir.


Kanun yararına bozma ülkede içtihat birliğini sağlamak ve hukuk uygulamasında yeknesaklığı elde etmek üzere kabul edilmiş olağanüstü bir kanun yoludur. Yasalarda hakim ve mahkemeler tarafından verilmesi öngörülen fakat ya tarafların hareketsiz kalması ya da kanundaki çeşitli düzenlemeler nedeniyle hiçbir zaman Yargıtay denetiminden geçemeyecek olan kararlar vardır (Kesinleşme verilen karar veya hükme karşı kanun yolu tanınmamış olması nedeniyle olabileceği gibi açık olan bir kanun yolunun kullanılmamış olması nedeniyle üst mahkemelere gidilmemesi durumunda da söz konusu olabilir). Eğer bu kararlara karşı kanun yararına bozma gibi olağanüstü yol kabul edilmemiş olsa idi hukuk uygulamalarının bu kısmı gelişemeyecekti.


İşte bu amaca hizmet etmek üzere oluşturulan kanun yararına bozma ilke olarak sanık aleyhine sonuç doğuramaz. Fakat bazı hallerde davanın esasını çözmeyen bir karar verilmiş olup, kanun yararına bozma ile bu karar ortadan kaldırılırsa yetkili makam leyhte veya aleyhte olmasına bakmaksızın verilmesi gereken kararı verir (CMK 309/4-a).


Çocuk hukukunda verilen yargı kararları açısından kanun yararına bozma büyük önem taşır. Özellikle hakimlerin verdiği kararlara itiraz edilip itiraz üzerine bu karar kesinleşince, BAM veya Yargıtay incelemesinden geçmeden kesinleştiği için kanun yararına bozma yolunu tahrik etme imkanı ortaya çıkar. Uygulamada özellikle 2005 sonrasında geniş bir şekilde tatbik edilen CMK 309 üzerinden çok sayıda bozma kararı alındığı bilinmektedir.


İtirazın reddi halinde “kanun yararına bozma“ya gidilebilir (CMK 309). Şöyle ki; hakim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen “Adalet Bakanlığı”, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı‘na yazılı olarak bildirir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtay‘ın ilgili ceza dairesine verir. Yargıtay‘ın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar.


223. maddede tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, kararı veren hakim veya mahkeme, gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verir. Mahkumiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin ise, kararı veren hakim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilir. Bu hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.


Bozma nedenleri davanın esasını çözüp de mahkumiyet dışındaki hükümlere ilişkin ise, aleyhte sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez.


Bozma nedenleri hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa bu hafif cezaya Yargıtay

ceza dairesi doğrudan hükmeder.


CMK 309 uyarınca verilen bozma kararına karşı direnilemez.

Taraflar Adalet Bakanı‘na veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı‘na başvurarak bu yolu tahrik edebilirler.


7.8 YARGILAMANIN YENİLENMESİ


Kanunun kabul ettiği olağanüstü kanun yollarından sonuncusu yargılamanın yenilenmesidir


(CMK 311). Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir davanın temellerini sarsacak şekilde maddi olgu açısından hatalı olduğu sonradan anlaşılırsa, yargılamanın yenilenmesi davası açılması kabul edilmiştir.


Kesinleşen bir hükümle sonuçlanan bir davanın kovuşturma evresinde duruşmadan geçerek kesinleştiği anlaşılmaktadır. Ancak kovuşturmaya yer olmadığı kararı açısından da CMK 172 yargılamanın yenilenmesine benzer bir hüküm kabul ederek yeni delil meydana çıkmadıkça aynı fiilden dolayı kamu davası açılmasını yasaklamış (CMK 172/2), ayrıca C. savcısının kovuşturmaya yer olmadığı kararına itirazın merciince reddedilmesi halinde hem yeni delil bulunmasını hem de önceden verilen dilekçe hakkında karar vermiş olan ağır ceza mahkemesi başkanının bu hususta karar vermesine bağlı olarak aynı fiilden dolayı kamu davası açılabileceğini düzenlemiştir (CMK 172/6).


Yargılamanın yenilenmesi leyhte (CMK 311) veya aleyhte (CMK 314) olabilir. Aleyhte yenileme sebepleri daha dar tutulmuştur.


Başvuru üzerine istemin kabule değer olup olmadığına hükmü veren mahkeme karar verir (CMK 318). Delillerin toplanması bittikten sonra, istemde ileri sürülen iddialar, yeterince doğrulanmış ise, mahkeme yargılamanın yenilenmesine ve duruşmanın açılmasına karar verir (CMK 321). Yenileme isteminin kabul edildiği durumlarda (CMK 319/2) mahkeme delil toplar ancak bu aşamada, yani yargılamanın yenilenmesi halinde, önceki yargılamada görev yapan hakim, aynı işte görev alamaz (CMK 23/3).


Yeniden duruşma açılarak ya önceki hüküm iptal edilerek dava hakkında yeniden karar verilir veya önceki hüküm onaylanır (CMK 323). Yargılamanın yenilenmesi sonunda beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verildiği durumlarda, kişinin uğradığı maddi ve manevi zararlar CMK 141 ila 144 uyarınca tazmin edilir (CMK 323/3).


Çocuklar açısından yargılamanın yenilenmesinde bir özellik bilirkişi incelemesi sonunda ortaya çıkabilir. Mahkum olan bir çocuğun fiili işlediği sırada ceza sorumluluğu bulunmadığı sonradan alınan bir bilirkişi raporu ile saptanacak olursa bilirkişinin raporu CMK 311/1.e maddesi uyarınca yeni delil olarak kabul edilmelidir. Y9CD 5.2.1980 1980/317 E. 1980/272 K. sayılı kararında belirtildiği gibi hüküm kesinleştikten sonra alınan yeni bir bilirkişi raporunun yeni delil niteliğinde olduğunu kabul edilmiştir. Bu görüş, mukayeseli hukuktada kabul gören bir görüştür. Ancak, bilirkişi raporunun önceki hükmün temellerini sarsacak nitelikte olması koşulu da aranmaktadır (26.6.1992 Alman Yargıtay Kararı Loewe/Rosenberg – Gössel, KK- Schmidt).


7.9 ULUSLARARASI YARGI MAKAMLARINA BAŞVURU

AİHM


Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan temel hakların ihlal edilmesi durumunda bireyin bazı koşullar altında başvurabileceği uluslararası bir kuruluştur.


Sözleşme ve eklerinde yer almayan haklar için AİHM’e başvurulamaz. AİHM ulusal mahkemelerin üstünde, onların kararlarını bozan ve onlar yerine karar alan bir kuruluş değildir.


Bireysel başvuru hakkını tanıyan devletlerin kamu kuruluşlarının (yasama,yargı, vb.) tutum ve davranışlarından dolayı mahkemeye başvurulabilir. Mahkeme, özel kişilere veya kuruluşlara karşı yapılan başvurulara bakmaz.


Mahkemeye başvurmadan önce iç hukuk yollarının tüketilmiş olması gerekir (eğer iç hukuk yollarını tüketmek için yapılan başvurular süre, görev veya usul yönünden reddedilmiş ise başvuru kabul edilmeyecektir).


Olağanüstü kanun yolları tüketilmesi gereken iç hukuk yollarından değildir. Temyize tabi kararlarda temyiz, itiraza tabi kararlarda itiraz kanun yollarının kullanılmış olması gerekir. Tüketilmesi gereken iç hukuk yollarının etkili olmaması halinde, bu yolun tüketilmesinin aranmadığına dikkat edilmelidir.


Örneğin soruşturma aşamasında tutukluluğa itirazların kabul edilme oranının çok düşük olması, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karşı öngörülen itiraz kanun yolunun esastan inceleme olanağının bulunmaması yönünde CGK kararı bulunması gerekçe gösterilerek, itiraz kanun yolu denenmeden veya davanın bitmesi beklenmeden başvuru yolu denenebilir.


Suça sürüklenen çocukları ilgilendiren düzenlemeler ve uygulamalar ile ilgili olarak özellikle aşağıdaki hallerde ÇHS ile İHAS’nin birlikte değerlendirilmesi gerekir:


• Tutuklama kararları (CMK 271/4: Tutuklamaya itiraz üzerine verilen kararlar kesin olduğu için bu yol tüketildikten sonra başvurulabilir)

• Tutuklama sürelerinin uzunluğu

• Tutukluluk koşulları (Boumar – Belçika)

• Süre gelen ihlal halleri (iç tüzük 39 gereğince tedbir kararı verilebiliyor)

• Makul süre aşımı

• Cezanın alternatifsiz uygulanması

• Çocuğun ihtiyacı olmasına rağmen koruyucu ve destekleyici tedbirlere karar verilmemiş olması (Opus kararı / İngiltere kararı)

• Güvenlik tedbiri muhakemesinin düzenlenmemiş olması

• Savunma hakkı için yeterli süre tanınmaması (duruşma öncesi görüşememe,

dosya örneği alamama, dosya incelemek için yeterli süreye sahip olamama,

vb.)

• Ücretsiz hukuki yardımdan yararlanamama: CMK zorunlu müdafilik sisteminde de müdafiin ücretin sanığa yüklenmesi hükmü İHAS 6. maddeye aykırıdır. Zorunlu müdafilik ücretsiz olmalıdır. Kişinin talep ettiği müdafi için ise, hakimin takdir yetkisi bulunmalıdır. Ücret tarifesinin asgari ücret tarfiesinden düşük olması 6. maddedeki hakkın kullanımını sınırlandırmaktadır.

İç hukuk yollarını tükettikten sonra mahkemeye 6 ay içinde başvurmak gerekir.

Gönderilecek dilekçe ve dosyada aşağıdaki bilgiler yer almalıdır.

• Başvuranın kimlik bilgileri

• Şikayetinizin dayandığı olayların özet olarak ne olduğu (ihlal edilen sözleşme maddeleri)

• İç hukuk yollarını tüketmek için hangi makamlara başvurulduğu

• Şikayet konusu yapılan olayla ilgili olarak, kamu kuruluşlarınca alınan kararların

bir listesi. Bu listede yer alan kararların tarihi, kısa özeti, kararı alan makamın adı

yer almalıdır (kararın aslı veya kopyası eklenmelidir).

• Başvuranın imzası

Dilekçe şu adrese gönderilmelidir:

Au Secretoire de la..

Commission europeene des Droits de I’ Homme

Consil de I’ Europe

BP 431 R6

67075 STRASBOURG CEDEX

FRANCE

Başvuru, başvurucunun resmi lisanı ile yapılabilir. Yeni protokolde başvuru dili konusunda

değişiklik yapılıyor, bu nedenle başvuru hazırlanırken başvuru lisanı ile ilgili yürürlükteki düzenleme kontrol edilmelidir. Başvurunun hızla incelenmesi için de, İngilizce veya Fransızca lisanlarından birinin kullanılarak hazırlanması önerilmektedir.


Mahkeme Yazı İşleri Müdürü başvurunuz ile ilgili ek belge, bilgi, açıklama isteyebilir veya başvurunuzun kabul edilebilirliği konusunda açık bir engel varsa, bunu belirtebilir.

Yapılan yazışmadan başvurunuzun mahkemeye yapılmış bir başvuru olarak kaydının yapılması gerektiği anlaşılıyorsa (siz de bunu istiyorsanız) Mahkeme Yazı İşleri Müdürü, mahkemeye resmen başvurmanızı sağlamak amacıyla size bir başvuru formu gönderir. Bu form doldurulup, gönderildikten sonra başvuru mahkemeye sunulur.

Herhangi bir mahkeme masrafı söz konusu değildir.

Mahkemede incelemeler ilk aşamalarda yazılı olarak yapılır. Duruşma yapılması gerekirse ayrıca taraflara bildirilir.

AİHM’nin verdiği kararlar gerekçelidir.

İç hukukta zarar kısmen giderilmiş ise, bunun dışında kalan kısmın giderilmesine karar verilebilir. Bunun dışında davalı Devleti maddi ve manevi tazminat ve ayrıca dava masrafları ile avukatlık ücretlerinin ödenmesi yaptırımına bağlayabilir.

AİHM’nin verdiği nihai kararlar taraf Devletler için bağlayıcı niteliktedir. Devletler bu kararlara uymak zorundadır. Mahkeme son kararı Bakanlar Komitesi’ne gönderir.

Komite kararların yerine getirilmesini gözetir.

DİKKAT!

AİHM’e çocuklar da başvurabilirler. Çocuklar ebeveynlerinin ulusal hukuk açısından yasal konumlarının uygun olması koşuluyla ebeveynlerinden biri ya da vesayet makamınca atanan vasi veya kayyumlarınca temsil edilebilirler. Çocuklar kanuni temsilcileri (veli, vasi, vb.) tarafından

bir avukata yetki verildiği takdirde, avukatlar tarafından da temsil edilebilir.